29 Şubat 2012

Örneklemler


Arada göz gezdirmekte fayda var diye düşünüyorum; eski sınıf arkadaşlarının, tanıdıklarının ya da sürekli arayıp konuşmadığın akrabalarının ne yaptığına bakmakta…
Biz kpss denen çöplükte hakkımızı aramaya çalışırken, sürekli “atanınca” diye başlayan cümleler kurup yapacaklarımızı sıralarken dışarıda akan bir hayat var. O hayata birebir tanık olamasam da sosyal medyadan birçok şeyin nasıl gerçekleştiğini eğer abartmıyorlarsa kıskanarak bakıyorum.
Arkadaşlar listesini açıp kendisinden beklemediğim hareketleri ya da takdir ettiğim şeyleri yapanlara bakmaya başlıyorum.

27 Şubat 2012

Bilişim Çağında Bilişimsiz Okullar!




2000’li yılların başlarında tüm okullarda bilgisayar laboratuarları kurulmaya başlandı. Öğretmeni hatta elektriği olmayan okullara bilgisayarlar gönderildi, laboratuarlar kuruldu. Planlamanın eksik olmasından dolayı maalesef çoğu okula eski adıyla bilgisayar öğretmeni şimdiki adıyla bilişim teknolojileri öğretmeni atanmadı. Bilgisayar öğretmeninin eksikliği nedeniyle de çoğu bilgisayar laboratuarının kilitli kapısı kolay kolay açılmadı ve çoğu bilgisayar kutusundan dahi çıkarılmadan çürümeye terk edildi. Aktarılan kaynaklar emekler boşa gitmiş oldu. Tam bilgisayar öğretmeni eksikliği giderilmeye başlandı yeni mezun öğretmenler geldi derken, bu kez işler tersine döndü.
İlköğretim 4, 5, 6, 7, 8 sınıflarda 2 saat olan bilgisayar dersleri ilk olarak 1 saate indirildi. Daha sonra bilgisayar derslerinde öğrencilerin gelişimlerinin ölçülüp değerlendirilmesi yani not verilmesi gereksiz görüldü. 1 saate indirilen dersler daha sonra seçmeli hale getirildi. Bilgisayar derslerinin seçmeli hale getirilmesi ile bilgisayar laboratuarı olmayan okullara laboratuar açılması durduruldu. Bilgisayar laboratuarı olan okullarda ise laboratuarlar “Bilişim Teknolojileri” dersi yerine İngilizce öğreniminde çağ açacağı öne sürülen DyNed programları için kullanıma açıldı. Son aylardaki gelişme ile “Bilişim Teknolojileri” dersi 4. ve 5. sınıflardan tamamen kaldırıldı.

26 Şubat 2012

Kesintili eğitim anlayışına hayır!


Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarırken 4’lü kademeler halinde kesecek yasa taslağı meclise sunuldu! Zorunlu eğitimin 4+4+4; 8+4 ya da 5+3+4 gibi kademelere ayrılması eğitimi kesintili yapmıyor. Zorunlu eğitim sürecinde çocukların mesleki eğitime kaydırılması eğitimi kesintili yapıyor. Toplum, özellikle de milletvekilleri, demokratik kitle örgütleri ve aydınlar(!), birazcık da, azıcık da olsa “eğitim”e önem verdiklerini göstermezlerse, bu taslak en çok üç-beş gün içinde yasalaşacak.

Biraz “eğitim”e önem vermek demek, çocuğumuzun ve ülkemizin geleceğine sahip çıkmak demek. Günümüzde en yalın haliyle “eğitim”, çocuğun özgürleşmesine, kişiliğini, yeteneklerini, çevresini ve doğayı sağlıklı bir biçimde tanıyıp kendisini gerçekleştirmesine, ressam, hukukçu, ilahiyatçı, mühendis ya da benzeri bir mesleğe kendi isteğiyle yönelmesine ve o meslekte ilerlemesine yardımcı olacak bir süreç. Eğitim, çocuğu insancıllaştırıp toplumsallaştıracak ve evrenselleştirecek etkinlikler kümesi.
Dolayısıyla eğitim, çocuğun önünü kesecek bir süreç değil, tam tersine onun önünü açacak bir süreç. Bu nedenle “eğitim”e biraz önem verenlerin, çocuğun önünü kesecek yaklaşımlara karşı çıkması bekleniyor.

21 Şubat 2012

DÜN!!! -Rıfat OKÇABOL-


24 Kasım, 1928 yılında Mustafa Kemal’e “Millet Mektepleri Başöğretmeni” unvanının verildiği gün; 30 yıldır “öğretmenler günü” olarak kutlanıyor. Dün kim bilir kaç kişi, “Öğretmenler gününü neden kutluyoruz?” sorusunu sormuştur.

Sahi neden kutluyoruz?

Başöğretmenin öncülüğünde gerçekleştirilen bağımsızlık, laiklik ve bilimsellik gibi cumhuriyetin kazanımlarının birer birer yok edilmesini mi?

Öğrenci sayısının camiye giden cemaat sayısına kadar azaldığı köylerde, okulları kapatıp köyleri öğretmensiz bırakmamızı mı?

163 yıldır öğretmen yetiştiriyoruz. Her yıl on binlerce genç, eğitim fakültelerinden “öğretmen” olarak mezun oluyor. Bugün itibarıyla öğretmenlik diplomasına sahip 300 bin kadar genç öğretmen olarak çalışmak istiyor. Neyi kutluyoruz? Onlara öğretmenlik yaptırmamamızı mı?

18 Şubat 2012

Bir SORUm vardı!!!

Aşağıdakilerden hangisi insancıl (hümanist) gelişimin temel açıklamalarından birisi değildir?

A) İnsanın özde iyi olduğunu ve varlığını olumlu amaçlara yönelttiği anlayışına dayanır.

B) İnsanı yalnızca dıştan anlamayı değil, iç dünyasında anlamayı ve çözümlemeyi gerektirir.

C) İnsanlar toplumun belirlediği ölçülere uygun olarak gelişimlerini sürdürmelidir.

D) İnsan davranışlarının sebebini ihtiyaçların giderilmesi ve güdülerin karşılanması olarak açıklamıştır.

E) İnsanlarda olumlu benlik gelişimi üzerinde durmuştur.

17 Şubat 2012

Soru Soru Soru

Ahmet, iş bulamadığı için ve parasızlık nedeniyle ihtiyacı olan her türlü şeyi çalmaktadır. Ancak bir süre sonra yakalanmış hapse girmiş ama bir yolunu bulup hapisten kaçmış ve yurt dışında başka bir ülkeye yerleşmiştir. Orada çok çalışmış, kısa sürede zengin olmuş, kendine iş yeri açmış, evlenmiş, hatta ihityacı olan kişilere yardım etmiştir. Bu süreç içerisinde eşi Ahmet'in eşyalarını düzenlerken günlüğünü bulmuş ve onun hapisten kaçtığını öğrenmiştir. Bunun üzerine, toplumsal düzenin korunabilmesi için bu türden bir davranışı onaylamayan eşi, Ahmet'i polise ihbar etmiştir. 

Ahmet'in eşinin bu davranışı Kohlber'in ahlaki gelişim evrelerinden hangisine uygundur?

  • a) İtaat ve Ceza
  • b) Saf çıkarcı eğilim
  • c) Evrensel ahlak ilkeleri
  • d) Yasa ve düzen eğilimi
  • e) Kişilerarası uyum eğilimi
Kişisel not:
Cevabı hepiniz doğru cevaplarsınız biliyorum güveniyorum size ama kadın neden Ahmet'in özel eşyalarını karıştırıyor kafam o konuda takılı kaldı. Yok karıştırdın öğrendin bence toplumsal düzen falan hikaye. Kadın Ahmet hapishaneye girince paraları cebine atmak için Ahmet'i ihbar etti. Miras kadına kalsın istediği gibi gezsin harcasın oohh valla. Bence bu durumda kadın da suçlu arkadaş. Kadını da alsınlar içeri. Yani gelenek ötesi bir düzey göstererek bunu savunabilirim bende.
Doğru cevap: D biliyorsunuz yine de söyleyim. Telif hakkıdır falan başım belaya girmesin soru Yargı Yayınevi'nin Eğitim Bilimleri konu anlatım seti Gelişim Psikolojisi 2011 baskısının 228. sayfadaki 3. tarama testinin 13. sorusudur.. Ooohh bee bu ne kadar kaynak bildirimiydi böyle?

16 Şubat 2012

Ataol BEHRAMOĞLU



Cellat uyandı yatağında bir gece
"Tanrım" dedi "Bu ne zor bilmece :
Öldürdükçe çoğalıyor adamlar
Ben tükenmekteyim öldürdükçe..."
-1974-


Yıllanmış bir ağaç gibi köklü, gür
Yalan hiç yıkılmayacakmış gibi görünür
Hükmü verilmiştir oysa :
Yıkılacak. Çürümüştür.
-1972-


Eskidenmiş sabredip murada ermek
Şeyhin kerametini bekleyerek
Öyle zamanlar yaşamaktayız ki dostum
Erdemdir bazen, sabretmemek...
-1974-


Elinde ne piyon kaldı, ne vezir, ne kale
Düştü birbiri ardına atlar, filler
Ama şah hâlâ direnmekte
Yeni taşlar bulundu çünkü : Köpekler...
-1972-


Burjuvalar kocaman duvarlarla
Çevirmişler avlularını
Ama bir kiraz ağacı gördüm geçen gün
Dışarı uzatmıştı en çiçekli dalını
-1972-


Dilencilerin akordeonları
Bir romantizm katıyor Avrupalı'nın hayatına
Bu bana klâsik müzik dinlemesini anımsattı
Nazilerin, toplu imhalar sırasında...
-1972-


Dostları özlemle kucaklamayı unutma
Çocuk sevmeyi çiçek koklamayı unutma
En zorlu anındayken bile kavganın
Gökyüzüne bakmayı unutma
-1972-


    -Nedim Tarhan'a-
Bir arkadaşımı dinledim yurdunu savunurken,
İnanç ve güç doluydu - şaşkın yüzler sarkmıştı kürsüden;
"Bizler yarının insanlarıyız" diye düşündüm,
"Onlar ise ölüdür, şimdiden..."
-1983-


Her an bir çarpıntıyı yaşamaktayım
Her an çılgın bir heves dağlıyor kalbimi
Tanrım, ben mi hayatı aşmaktayım
Yoksa hayat mı aşmakta beni...
-1972-


Hayale, düşe, doğa ötesine karnım tok
Cine, periye, tanrıya, iblise karnım tok
Adam gibi yaşadım şu dünyada diyebilsem bir gün
Gerisine karnım tok
-1974-


Odan, kitapların duvarda resimler
Bahardır, bir kuş şarkısını söyler
Sanırsın böylece sürüp gidecek bu
Nasıl öyle sandıysa senden öncekiler
-1974-


Ölüm düşüncesinden
Ürküntü duymazdım belki
İki tarih arasına sıkışmak
Onurumu incitmeseydi...
-1976-


Gök sanki eriyecek mavilikten
Çimenler uykulu ve sıcak
Bir kadın geçiyor
Çıplak ayaklarını kalbime basarak
-1972-


Durdum baktım arkandan sen giderken
Bana bir hoşça kal bile demeden giderken
İnsan neler duyar anladım o zaman
Can alıp başını benden giderken
-1974-


Sevdiğim
Sonsuzca yitirdiğim ender çiçek
Geri kalan yılları ömrümün
Seni anımsamama yetmeyecek
-1976-

15 Şubat 2012

Eğitimde gericiliğin şifresi: 'Milli ve manevi değerler'


Okul-Aile Birliği Yönetmeliği'nde “öğrencilerin… Atatürk inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda yetiştirilmesi” ifadesi yerine "milli ve manevi değerler doğrultusunda yetiştirilmesi" ifadesinin getirilmesi eğitimdeki gerici dönüşümün 12 Eylül ile akrabalığını gösteriyor.

Eski Sayıştay üyesi ve soL yazarı Kadir Sev, Milli Eğitim Bakanlığı Okul-Aile Birliği Yönetmeliği'ndeki son değişikliği, 1965 yılından bu güne çıkarılan 4 farklı yönetmeliği karşılaştırarak değerlendiriyor. Yönetmelikte “öğrencilerin… Atatürk inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda yetiştirilmesi” sözcüklerinin “milli ve manevi değerler doğrultusunda yetiştirilmesi" ile değiştirilmesinin 12 Eylül ile sürekliliğine dikkat çekiyor.

Sev'in yazısında yer alan 1975 tarihli bir Anayasa Mahkemesi kararı ise, Türkiye'nin nasıl gerici bir dönüşüm yaşadığını bir kez daha gösteriyor.
Kadir Sev'in konu ile ilgili soL için kaleme aldığı yazısı şöyle:

Okul Aile Birlikleri ve Milli - Manevi Değerlere Sadakat

9 Şubat 2012 günlü Resmi Gazetede yayımlanan, “Milli Eğitim Bakanlığı Okul-Aile Birliği Yönetmeliği”nde birliklerin görevlerinin yeniden tanımlandığını ve önceki Yönetmelikteki; “öğrencilerin… Atatürk inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda yetiştirilmesi” sözcüklerinin “milli ve manevi değerler” olarak değiştirildiğini basından okumuşsunuzdur.


Okul Aile birlikleri, okulun yönetici ve öğretmenleri ile öğrenci velilerinden oluşturulan kurullardır. Kurulmalarının nedeni; eğitim - öğretimin daha etkin biçimde yürütülebilmesi için öğrenci velilerinin de katkısının alınabileceği bir işbirliği ortamı oluşturulabilmesidir. Bu birliklere sosyal etkinlikler düzenlemek, okulun çeşitli giderlerine katkıda bulunmak ve yoksul öğrencilere parasal destek sağlamak gibi görevler verilmiştir.

1965 yılından bugüne değin Okul Aile Birliklerinin kuruluşunu düzenleyen 4 Yönetmelik çıkarılmıştır. Birliklerin görevleri her yönetmelikle yeniden tanımlanmış ve son değişiklikle, Anayasal açıdan sorunlu olan; “milli ve manevi değerler” sözcükleri eklenmiştir. Görevlerin tanımlandığı maddelerin karşılaştırmalı olarak incelenmesi, eğitimden beklentilerin zaman içinde ne doğrultuda değiştiği konusunda net bir görüş vermektedir.


Aşağıda, Yönetmeliklerin ilgili maddeleri ile Anayasa Mahkemesinin, üniversitelerde eğitim – öğretimin örf ve adetlere uygun verilmesini öngören düzenlemenin iptal edildiği bir kararından, önemi nedeniyle, uzunca bir alıntı yapılmaktadır.

30 Temmuz 1965 tarihli Yönetmelik

“Birliğin amacı, aile ve okul arasındaki ilişkileri kuvvetlendirmek suretiyle ana, baba ve öğretmenleri, çocukların eğitiminde işbirliğine götürmek ve böylece:


a) Çocuğun eğitiminde birbirine zıt kuvvetlerin çatışmasını önlemek,
b) Çocuğun gelişim ihtiyaçları ve bu ihtiyaçların karşılanmasında okul ve ailenin görev ve sorumluluğu hakkında aile üyelerini aydınlatmak,
c) Okulda velilerin, eğitim için yararlı yaşantılarından, bilgi, beceri ve mesleklerinden faydalanmak,
ç ) Toplumsal yardımlaşma ve dayanışma anlayış ve alışkanlıklarını geliştirmeye yarayacak bir çerçeve içinde öğrenci velilerinin sosyal ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmak.”


18.5.1983 tarihli yönetmelik

"Her fırsattan faydalanarak öğrencilerin millet, vatan, bayrak ve insanlık sevgilerini; Atatürk ilke ve İnkılâplarına, manevî değerlere bağlılıklarını; dayanışma duygularını pekiştirmeleri amacıyla veliler ve okul müdürlüğü ile işbirliği yapmak."

31.5.2005 tarihli yönetmelik

"Öğrencileri, Türk Millî Eğitiminin Genel Amaçları ve Temel İlkeleri ile Atatürk İnkılâp ve İlkeleri doğrultusunda yetiştirmek üzere okul yönetimi, öğretmenler, veliler ve ailelerle iş birliği yapmak."

9 Şubat 2012 tarihli yönetmelik

"Öğrencilerin, Türk millî eğitiminin genel ve özel amaçları ile temel ilkeleri ve millî manevi değerler doğrultusunda yetiştirilmeleri için okul yönetimi, öğretmenler, veliler ve ailelerle iş birliği yapmak."

Görüldüğü gibi, ilk yönetmelikte öğrenci velileri ile işbirliğine öncelik verilmekte, verilen eğitimin niteliği tanımlanmamaktadır. 1983 yılında yürürlüğe giren Yönetmelikte ise; “manevi değerler” vurgulu bir Atatürkçülük yorumu dikkat çekmektedir. AKP İktidarınca 2005 yılında yapılan düzenlemede ise milli ve manevi değerler gibi sözcüklere rastlanmamakta; “Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda…” denilmektedir. AKP’nin eğitimden beklentilerine ters olan bu düzenlemenin Yönetmeliğe nasıl girdiği şaşırtıcıdır. Nitekim bu uyumsuzluk, 9 Şubat 2012 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik ile düzeltilmiştir.


“Milli Manevi Değerler” ve bir Anayasa Mahkemesi kararı

Bilindiği üzere “milli ve manevi değerler” kavramı, “örf ve adet”leri de içeren bir kavramdır. 1750 sayılı Üniversiteler Yasasının 3. Maddesinde, örf ve adetlerine bağlı öğrenci yetiştirilmesinin öngörüldüğü bir düzenleme bulunmaktaydı. Bu kural, Anayasa Mahkemesinin 11,12,13,14,15 Şubat 1975 gün ve E:1973/37, K:1975/22 sayılı Kararıyla iptal edilmiştir.


Anayasa Mahkemesinin, 1961 Anayasasının yürürlükte olduğu dönemde aldığı ve tarihe not düşen bu önemli kararından genişçe bir alıntıya aşağıda yer verilmiştir.
“Devrim kavramı, sözcüğün açık anlamından da belirleneceği üzere, durgunluğun, alışkanlığın, hareketsizliğin tersidir. Devrimcilikte hiçbir zaman duraklama yoktur......toplumun gereksindiği dinamizm, çoğu kez yüzyılların geçmişten sürükleyip getirdiği ve özniteliği durgunluk ve belirsizlik olan örf ve adetlerle çelişki halindedir...... Atatürk devrimleri, yurdumuzun sosyal, endüstriyel ve kültürel yönlerden gereksindiği dinamizmin bir sonucu olmuştur ve bu dinamizm Türk toplumunda etkinliğini her zaman koruyacaktır. Şu halde Cumhuriyetin geleceğini güvence altına alacak olan genç kuşakları, yüzyıllar öncesi toplum düzeninin gereksindirdiği ve yarattığı örf ve adetlere bağlı tutmak onları modern Türkiye’nin üniversitelerinde örf ve adet yönteminde ve doğrultusunda yetiştirmek, Atatürk devrimlerile ve bu devrimlerin temelini oluşturan ilkelerle bağdaştırılamaz.
….. halkın benimseyerek sürdüregeldiği örf ve adetleri, giderek hukuk kuralları haline getirme eğilimi XIX yüzyıl başlarında belirli bir teorinin temelini oluşturmuştur. Ancak çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için büyük ve hızlı atılımlar yapması gereken yurdumuzda, örf ve adete bağlı bir düzenin egemen olması düşünülemez. Çünkü toplumun gereksindiği dinamizm, çoğu kez yüzyılların geçmişten sü¬rükleyip getirdiği ve özniteliği durgunluk ve belirsizlik olan örf ve adetlerle çelişki halindedir."
Anayasa Mahkemesinin 1975 yılında verdiği bu kararın bir benzerinin 2012 Türkiye’sinde alınabilmesine artık olanak yoktur. Çünkü ne Anayasa metni, ne de Anayasa Mahkemesi’nin bileşimi buna uygundur.

Kadir Sev (soL)

13 Şubat 2012

Atanmayan öğretmenlerin "SEVGİLİLER GÜNÜ"



Sevgililer günü bence sadece tüketime yönelik bir gün. Sadece o gün hatırlayacaksak sevdiklerimizi geriye kalan günlerde hatırlamayacaksak ne anlamı kalıyor ki sevgili anlamının! Maksat alın verin ekonomiye can verin!!!
Hadi kutlayalım diyelim. Yeni atanan öğretmenler güle oynaya çok güzel kutlarlar artık. Gittikleri yerlerde kendileri gibi yeni atanan öğretmenler de varsa ve güzel bir ortam olmuş ise kpss boyunca besleyemedikleri sevgileri birbirlerine beslerler.
Asıl mesele atanmayanlar nasıl kutlayacak?
Çoğu arkadaşımızın önceliği artık KPSS olduğu için ya sevgilisi yok ya da mevcut sevgilisiyle araları bozulmuş limoni durumda. KPSS nasıl bir olaymış güler geçerdim üniversite son sınıfta. Elbet başarırız atla deve değil ya! At, deve KPSS’nin yanında ne ki!!!  Atın, devenin kurbanı olayım.

Atanmayan öğretmenler sevgililer gününü masanın önünde yığılmış bizi bekleyen kpss kitaplarıyla kutlayalım. Son sevgililer günümüz olsun bu. Son defa beraber olduğumuzu bilerek bakalım birbirimizin gözlerine. Sevgilimizden sevgimizi son defa eksik etmeyelim. Sonra mı temmuz ayında ayrılalım ondan bir daha buluşmamak koşuluyla.
Atanıp bizi unutmuşlara inat!!!
Son defa kutlayalım ve yaşanmışlıkları unutup güzel bir küfür edelim.
Haydi dostlarım bu sevgililer gününe anlam katalım...

Donkişotlar olarak yel değirmenlerine savaş açalım. Atanınca bize bu zulümleri çektiren yel değirmenlerini unutmayalım!!!

12 Şubat 2012

Bu Zindan, Bu Kırgın, Bu Can Pazarı


Gördüler
Yedi cihan,
İn, cin Kaf dağının ardındakiler,
Kıtlık da kıran da olsa
Gördüler analar neler doğurur
Aman aman hey...

Dünyalar vardır elvan,
Bir su damlasında, bir kıl ucunda,
Meyvalar vardır, meyvalar,
Ağacı, omcası yok,
Sana vurgun, sana dost.
Beride Kabil'in murdar baltası
Ve kan değirmenleri,
Kader kahpesi.
Beride borazancıları o puşt ölümün,
Hazır ırzını vermeğe
Yiğitler vuruldukça.
Timsah kısmı çünkü yavrusunu yer
Akarsu duruldukça.
Cadı, yalan hamurunu dağ - dağ yoğurur
Aman aman hey

Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı,
Macera değil.
Yaşamak, sade "yaşamak"
Yosun, solucan harcıdır.
Öyle açar ki murat.
Susuz, güneşsiz de kalsa, koparılsa da
Şavkı, bulut güllerinden daha bir suna,
Daha bir burcu - burcudur.

Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı
Macera değil
Sardığım toprağımın altın sabrıdır.
O sert, erkek hüznüdür lahza başında
Cıgara değil.
Ve sevgilim uykusunda bağrır
Aman aman hey...

Meltemin bir tadı, ustura ağzı
Biri, kız memesi, tılsım,
Yağmurun bir damlası süzülmüş küfür,
Bir damlası, aşk.
Senin uykuların hayın,
Düşlerin kardeş.
Duyar mısın, anlayıp sızlar mısın ki?
Gece, samanyollarında rüzgar çıkıncayadek,        
Mısralarım kardeş - kardeş çağırır
Aman Aman hey...

Serabın bir sonu vardır,
Ufkun, sıradağın sonu.
Uçarın, kaçarın bir sonu vardır
Senin sonun yok.
Mandaların, kavakların pazarı olur,
Senin pazarın olamaz.
Sensiz nar çatlamaz, bebek gııı demez.
Beni böyle şair, dizane etmez,
Kızımın çatal göğsü.
Senin yüzün suyu hürmetinedir
Buğdalara, cevizlere yürüyen
Kara toprağın ak südü...

Bir bilsen kimlere tasa, kedersin,
Anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki?
Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar
Ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar.
Akşam - akşam, kara sevdam ağırır
 Aman, aman hey...

Ahmed ARİF

FATİH Projesi ile 'teknoloji tüketimi' dersi


Eğitimde büyük çağdaşlık atılımı iddiasıyla yola çıkan FATİH projesinin pilot uygulaması başladı. Projede TÜBİTAK'ın geliştirdiği işletim sistemi Pardus'un kağıt üstünde yer alsa bile pratikte üvey evlat muamelesi görmesi büyük hayal kırıklığı yaratıyor.
Eğitimde çağdaşlaşma şiarı ile yola çıkan FATİH projesi, eğitimde bilişim teknolojileri desteği ile kara tahta ve tebeşiri tarihin tozlu raflarına atma iddiasına sahip. 8 milyar dolarlık bu dev projenin Türkiye'de bilişim ve eğitim teknolojilerini de sıçratma iddiası var. Ancak pilot uygulama aşamasına geçen projede şimdiye kadar verilen kararlar, çağdaşlık ile kastedilenin ülkede teknolojinin geliştirilmesi değil teknolojinin tüketilmesi olduğu kanaatini uyandırıyor.
Projede her okula birçok fonksiyonlu yazıcı ve bir doküman kamera ile tüm dersliklere etkileşimli tahta ve kablolu internet bağlantısı sağlanacak. Her öğretmene dizüstü bilgisayar, her öğrenciye ise bir tablet bilgisayar verilecek. Böylelikle, klasik kara tahta, tebeşir, kalem, defter, kitapla yapılan eğitimin yerini akıllı tahta, tabletlere yüklenen e-kitap, etkileşimli tablet ve tahta ile yapılan eğitim alacak. Bu şekilde 15 milyon öğrenciye, 40 bin okula, 620 bin kadar dersliğe bilişim teknolojilerinin kullanıldığı bu eğitim modeli uygulanacak.
Teknoloji ithalatı ve tüketimi
23 Kasım 2011 tarihinde 3 bin 657 ortaöğretim kurumuna çok fonksiyonlu yazıcı ve doküman kamera ile 84.921 dersliğe etkileşimli tahta ihalesi yapıldı. Etkileşimli tahta ihalesini Vestel A.Ş. firması kazandı. Akıllı tahtalarda işletim sistemi olarak Microsoft veya Pardus kullanılabilecek. Yazıcı, tarayıcı ve döküman kamera ihalesini ise 11 milyon 114 bin TL teklif veren Servus kazandı.
6 Şubat itibariyle ise, Fatih Projesi’nin pilot uygulamasında yer alan 17 ildeki 52 okulda tabletler dağıtılmaya başlandı. Toplam 12 bin tablet bu pilot uygulama çerçevesinde dağıtılacak. Tabletlerin markası Samsung ve General Mobile. Bakanlığın açtığı ihalede, pilot uygulama olarak 4 bin General Mobile e-tab, 4 bin 800 Samsung Galaxy Tab wifi tablet bilgisayar hazırlandı.
Samsung tabletler 10.1 inç ekran boyutuna sahip, Genel Mobile’dan satın alınan tabletlerin boyutu ise 8.9 inç. İki tablet de Android işletim sistemine sahip. Android, Google'ın cep telefonları için ürettiği bir işletim sistemi. Android, Linux işletim sisteminin çekirdeği, Java platformu ve başka uygulamalara sahip, ancak Android bütünü itibariyle açık kaynak kodlu değil.
Tabletler ortamla iletişim için ise wi-fi kablosuz iletişimi kullanıyorlar.
Tabletlerin USB ve kamera desteği olduğu ancak bu özelliklerin öğrencilerin kullanımına kapatılacağı belirtiliyor. Tabletler, içerilerinde o yıla ait ders kitapları ve e-kitap (çoklu ortamlı kitap) ile yüklü şekilde öğrencilere sunuldu.
FATİH projesinin koordinatörü TÜBİTAK, FATİH'e bilim ve teknoloji üretecek mi?
15 milyon tabletin tedarikçisi firmanın dünyanın 1. ya da 2. büyük tablet üreticisi haline geleceği, MEB’in alımının 2014 itibarı ile dünya tablet pazarının %10-15′ini oluşturacağı düşünülüyor. Bu denli büyük bir alımda, doğal olarak, yerli üretim ve yerli katkı kavramları da sık sık gündeme geldi.
Türkiye'de tablet üretimi şu an için var olmasa da, tablette koşabilen işletim sistemi mevcut. FATİH Projesi tabletlerinin işletim sistemlerini TÜBİTAK BİLGEM (Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi) bünyesinde geliştirilmiş olan Pardus sağlayabilir. Ancak pilot uygulamada tercih bu yönde yapılmadı.
pardus-installed-tablet.jpg
Bundan sonra da Pardus'a pek de itibar edilmeyeceği, bu konuda heyecan duymadığı TÜBİTAK BİLGEM başkan vekili Hasan Palaz'ın geçenlerde verdiği kısa röportajdan anlaşılıyor. Palaz, Pardus'un tablet versiyonu için bir çalışma planlanmadığını belirtti. Pardus konusunda başarızıslıkların başarılardan daha fazla olduğunu belirten Palaz, yakın zamanda yapılacak bir Pardus çalıştayı ile Pardus projesinin değerlendirileceğini belirtti.

10 Şubat 2012

Fatih Projesi'nin bu boyutlarını düşünen yok!


Öğrencilere tablet bilgisayar dağıtılmasını öngören Fatih Projesi'ni enine boyuna tartışan yok. Projede pek önemsenmeyen, fakat büyük sorunlara yol açabilecek birçok boyut var. Örneğin uluslararası kurumların bu yöndeki raporlarına rağmen, tabletli eğitimin çocukların sağlığını kötü etkileyebileceğini hesaba katan yok.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 2010 yılında meydanlarda seçim vaadi olarak duyurduğu, geçtiğimiz gün start alan Fatih Projesi, daha ilk gününde, anlayan anlamayan her kesimde bir heyecan dalgasına yol açtı. Başbakanın "çılgın" projelerinden biri olan Fatih projesi kapsamında öğrencilere dağıtılmaya başlanan tablet bilgisayarlar ve sınıflara konulan etkileşimli tahtaların önemli bir gelişme olduğu söylenildi, az sayıda istisna ses dışında iktidarın en büyük başarılarından biri olarak adlandırıldı. İstisnalar ise genelde, projeyi olumlamakla birlikte "sürdürülebilir" olup olmadığına odaklandı.
Her koşulda iktidarın yanında olanlar bir kenara bırakılacak olursa, genel kabul, bu devasa boyuttaki projenin Türkiye'nin geleceği açısından çok önemli olduğu yönünde idi. Gerçekten öyle mi? AKP'nin giriştiği her işin altında bir çapanoğlu olduğunu görmezden gelebilmek, bir çapanoğlu arama refleksinin ne denli gerekli olduğunu unutmak mümkün mü?


Bu proje AKP'yi ölümsüz yapar mı?
Fatih Projesi, sadece öğrencilere dağıtılacak tablet bilgisayarlardan, 3 yıl içerisinde 620 bin dersliğe sağlanacağı belirtilen projeksiyon cihazı ve "akıllı tahta"lardan oluşmuyor, bir de, tüm okullara internet erişimi için ciddi bir internet ağı altyapısı oluşturulmasını gerektiriyor.

Bu aşamada, altyapıya ayrılacak devasa kaynağın başka amaçlar için kullanılıp kullanılmayacağı, dahası, projenin başlangıç amacının gerçekten sadece eğitim olup olmadığı sorusu akla geliyor.
Soruya verilebilecek neredeyse tek yanıt ise, AKP'nin seçim hilelerine, kömür dağıtmanın ötesinde teknolojik bir yön kazandırmaya çalıştığı, önümüzdeki ilk seçimde elektronik oylama sistemini ülkenin gündemine getirebileceği oluyor. Böylesi büyük bir maddi kaynağın sadece seçimlerde oy kullanma yönteminin değişmesi adına seferber edilmesinin AKP hükümetine getireceği siyasi riskler ortadayken, eğitim amacının arkasına mı saklanıldığı sorusu akla geliyor. Ok bir kez yaydan fırlayınca ve proje kamuoyunda genel kabul görünce, merkezi olarak her tür manipülasyonun yapılabileceği elektronik oylama sistemine geçişe yönelik itirazlar, doğal olarak koşuya AKP'nin birkaç adım gerisinden başlamak anlamına geliyor.
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer de Fatih Projesi'nin tanıtımını yaptığı bir basın toplantısında, "okulların tamamına geniş bant internetin ulaşmasıyla Türkiye'de elektronik seçim ve sayımın altyapısının oluşacağı"nı belirtmiş ve '"çalışmalar, oylarımızı gidip okullarda elektronik olarak kullanacağız anlamına mı geliyor"' sorusuna "o ayrı bir şey. Yüksek Seçim Kurulu karar verirse biz imkanlarımızı açarız" cevabını vermiş, ama bu gündem nedense basında pek yer bulamamıştı.
Elektronik oylama sisteminin seçim hilelerine ve iktidarda olan partiye ne denli geniş "olanak"lar sunabileceğine yönelik tartışma ve AKP'nin "sürekli iktidar"a doğru koşar adım ilerlediği gerçeği önümüzde duruyor.


Fatih Projesi gerçekten çocuklar ve gençlerin iyiliği için mi?
Soru, neredeyse herkesin üzerinde fikir birliğine vardığı üzere, "evet" diye cevaplanıyor. Gerçekten öyle mi?

Ülkenin kamuoyunu belirleyen mecralarda yazan, konuşan, teknolojiyi yoğun kullanan genç kuşak isimlerin neredeyse tamamının, Başbakan'ın "dindar nesiller yetiştireceğiz" sözünün üzerinden atlayarak bu projeyi "özgürlük"le bir tutmaları ise gerçek anlamda bir çelişkiye işaret ediyor. "Ama tabletlerle daha fazla şey yapabilsinler" diyerek bir tür "yetmez ama evet"çilik yaparak iktidara destek verenler, ülkedeki 18 milyon çocuk ve genç öğrencinin, ülkenin geleceğinin, hem okullarında hem de evlerinde günün büyük bir bölümünde kablosuz internetin zararlı etkilerine, büyüme ve gelişme süreçleri devam ettiği için, bir yetişkinden çok daha fazla karşı karşıya kalacağı gerçeği konusunda söz birliği etmişcesine susuyor.
İnternete erişim amacıyla kablosuz internet özelliği içeren tabletli eğitim çocuklar ve gençler için ciddi bir tehlike oluşturuyor. 6 Mayıs 2011 tarihinde Avrupa Parlamentosu Çevre Komitesi'nin, cep telefonları ve bilgisayarlarda kullanılan kablosuz internet bağlantısının insan sağlığı için risk oluşturabileceği ve okullarda kullanımının yasaklanması gerektiği görüşüne vardığı biliniyor.
Bugün dünyanın hiçbir ülkesinde tüm ilköğretim ve lise öğrencilerini kapsayan tabletli eğitim bulunmadığı gibi, AKP hükümetinin iddia ettiğinin aksine sadece Portekiz, İngiltere, Kore gibi birkaç ülkede ve yine sadece pilot çalışmalar yapılıyor. Teknoloji ve internet altyapısı çok gelişkin olan ve geçtiğimiz gün öğrencilere dağıtılan Samsung marka tabletlerin üretildiği Güney Kore'de bile, 2012 yılında sadece 489 okulda tablet PC'li eğitim hedefleniyor. AKP hükümetinin 40 bin okul hedefinin yalnızca yüzde 1'i!

Ülkenin geleceği çocuk ve gençler, piyasacıların ağızlarını sulandırıyor
AKP iktidarını güzellemek amacıyla ülkenin geleceğini gözden çıkaran medya yetmiyor, bu pastadan pay kapmak için yarışan şirketler de hükümetle lobi faaliyetlerini hızlandırmış görünüyor.
Projenin "ekonomik yararları"nı anlatmakla bitiremeyen hükümet de piyasa aktörlerine para kazandırmak için elinden geleni ardına koymuyor. Geçtiğimiz günlerde basında, milyonlarca öğrenciye dağıtılacak tabletlerle ilgili internet erişimi konusundaki tartışmaların içeriğinin ve GSM operatörlerinin, tabletlerde 3G teknolojisinin kullanılması için AKP hükümetiyle masaya oturduklarının öğrenilmesini sağlayan haberler çıktı. Operatörlerin, projeyi yürüten TÜBİTAK Başkanlığı'ndaki ilgili komisyona bilgi verdiği ve 3G ile ilgili talep ve önerilerini dile getirdiği belirtildi.
Haberlere göre, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, tabletlerde 3G kullanımını onaylıyor ama Milli Eğitim Bakanlığı 3G kullanımına "sıcak bakmıyor". Milli Eğitim Bakanlığı'nın 3G kullanımının insan sağlığı üzerindeki zararlı etkilerinin değil, öğrencilerin 3G'li tabletleriyle "farklı sitelere" de girebileceği endişesi taşıdığı anlaşılıyor. "Öğrenciler sürekli internette olacağı için pedagojik gelişimlerinin olumsuz etkileneceği" yönündeki "ek" ise Milli Eğitim Bakanlığı'nın zevahiri kurtarmasına yetmiyor. GSM şirketlerinin de bu konuda, BTK'nın güvenli internet uygulamasını örnek vererek, bir ara yüz çalışması ile bu sorunun ortadan kalkacağını söyledikleri biliniyor.
Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Merkezi'nin (IARC) 31 Mayıs 2011 tarihinde, cep telefonu (ve dolayısıyla 3G) kullanımının beyin tümörünü tetikleyecek riskleri artırma olasılığı bulunduğunu açıkladığı biliniyor. FATİH Projesi kapsamında 3G sektörü ihya edilirse ortalama 40-50 kişilik sınıflarda kullanılacak 3G'nin oluşturacağı elektromanyetik etkinin önümüzdeki yıllarda neye mal olacağının hesabını kimsenin veremeyeceği aşikar.
Ülkenin Sağlık Bakanı mı? Susuyor!


Türk Telekom muamması
Halihazırda 37 bin okulda Türk Telekom tarafından sağlanmış ADSL bağlantımız bulunuyor ama Fatih Projesi kapsamında önümüzdeki 3 yıl içerisinde 620 bin sınıfın da birbirine bağlanması, ayrıca geri kalan 5 bin okula da fiber bağlantısı gerekiyor.

Bu devasa internet ağı altyapısının büyük olasılıkla Türk Telekom tarafından sağlanacağı düşünülürse, o cephede de neler döndüğüne bakmak farz oluyor.
Türk Telekom medyada en son, "Katar Emiri'nin satın almak için girişimlerde bulunması"yla haber oldu. "Tesadüf" denemeyecek kadar kuşku uyandıran bu söylenti, Katar Emiri'nin Oger'in sahip olduğu yüzde 55'lik çoğunluk hissesini satın almak istediğinin Oger tarafından yalanlanmasıyla duruldu ama Başbakan'ı sık sık ziyaret eden Katar Emiri'nin gerçekte, Hazine Müsteşarlığı'nın elindeki yüzde 30'luk devlet hissesi ile mi ilgilendiği sorusunu akla getirdi. Öyleyse, bir kamu varlığı daha, bu kez eğitim projesi olarak sunulan Fatih'in kanatları altında peşkeş çekilecek, bir taşla çok kuş vurulacak demek oluyor. Fatih Projesi'nin bir de, hükümetin ekonomi yönetiminin "Arap sermayesine Türkiye'ye çekiyoruz" söyleminin ne türden bir "başarı" anlamına geldiğinin somut bir örneği olup olmayacağını zaman gösterecek.

Ülkenin geleceği çocuk ve gençler gericilikle tanışıyor
En sona bıraktığımız ama ifşa etmeye devam edeceğimiz bir başlık da, ülkenin zaten gericileştirilmiş eğitiminin Fatih Projesi ile ulaşacağı boyut. Ülkenin geleceği olan çocuk ve gençlerinin, Fatih Projesi'nin asıl kapsamı konusunda şimdiye dek dile getirdiklerimiz uğruna gözden çıkarıldığı ortadayken, gericileşmenin sadece yan ve katlanılabilir bir "ek" fayda olmadığını hatırlatmak gerekiyor.

"Dindar nesiller yetiştireceğiz" diyen bir Başbakan'ın bu "çılgın" projesinin içini gerici içerikle doldurmak için Milli Eğitim Bakanlığı ve Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı son hızla çalışmalarını sürdürürken, bu konuda AKP'ye hizmet etmek için hazırda bekleyenlerin de kimler olduğunu, bilumum telif hakkı ile gönendirileceklerini tahmin etmek zor değil. 

Canon 600D kazanmak istemez misiniz?

Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarak Canon 600D , Manfrotto tripod ve Kata sırt çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.

9 Şubat 2012

Böyle hayatın!!!

Bu yazacaklarım kendime kimse üstüne alınmasın! 
Ama öğretmenlik mezunu iseniz düşünmenizde yarar var... Ucu size de dokunabilir. 


Atanmayan bir öğretmen olarak artık yeter bir işten başlayalım diye düşündüm. İnternetten işkur'a da kayıt oldum Kariyer.Net'e de. Sonuç birkaç iş görüşmesi oldu. İşkur üzerinden olmadı tabii ki nasıl bir site yaptılarsa ben bile çözemedim. Bilesi bilişim öğretmeni olduğumdan kaynaklanıyor. Mantığı kavrayamadım diyelim yeter!


Kariyer.Net üzerinden de sadece bir iş görüşmesi gerçekleşti. Oturduğum şehirde web tasarımı konusunda iş yapan bir şirkete görüşmeye gittim. Oturduk konuştuk! Sonuçta bizim öğrenim gördüğümüz meslek öğretmenlik. Bok var gibi tuttular bilgisayar konularından çok öğretmenlik dayadılar derslerde. Eee haliyle bazı şeylerin sadece temelini aldık. Yani bilgisayar konusunda programlama dillerinden visual basic, delphi 7, pascal web programlamadan html, css, javascript, php. Uzmanlık gösterecek şekilde değil de temel programlar temel yapılar yaptık. Ee seni işe alacak adam bana ne diyor bunlardan! Uzman mısınız bana onu söyle. Değilim çoğu da değildir. Uzmansanız zaten dakika durmayın başlayın bence.


İlk gittiğim görüşmede şunu biliyor musun bunu biliyor musun diye üstüme üstüme sorular geldi. Bildiklerim de var bilmediklerim de. Sonra ne kadar ücret istiyorsun. Memleketimde ailemin yanında olduğum için parasına bakmıyorum. Kendimi geliştirmek istiyorum. İstiyorsanız 400-500 tl verirsiniz yeter bana. Kabul görmedi!


İkinci görüşme İzmir'de oldu. Arkadaş tavsiyesi. Önü açıkmış. Ee işi öğrenmem için ilk önce işin içine girmem gerekiyormuş! İş de makine üretimi. 1 yıl falan işçi tulumunu giyip işi öğreneceksin dediler. Kaynaktır, elektrik devresidir, saç eğmedir şudur budur. Sonra sonrası işler yolunda giderse bir yerde temsilcilik. Ücret elim sıkışık fazla birşey veremem. İzmir'de ev tutacaksın evi düzeceksin fazla birşey veremem (!). Önünü göremiyorsun.


Üçüncü son görüşme İstanbul. Gitmeden önce 1200-1300 tl maaş veriliyormuş sözü geliyor önce. Görüşmekte fayda var. Görüşmeye gidiyorum şunu öğreneceksin bunu öğreneceksin, özel sözleşme yapacağız gelişme göstermezsen yollarımızı ayıracağız, herkesten önce işe gelip herkesten sonra çıkacaksın. Ücret konusunda da elbette asgari ücrette çalıştıracak değilim 1000 tl falan veririm. İş bilgisayar işi bir tarafta öğretmenlik yaram var keşke öğretmenlik olsaydı diye. Neyse diyorum eğer kabul ederlerse başlarım işe öğreniriz kendimizi geliştiririz. Sonra haber geliyor asgari ücret veriyoruz, öğle yemeği bizden, ulaşım bizden. 


Kabul etmiyorum çıkıyorum geliyorum memleketime. Çevremde yine bildik bakışlar. Yine iş beğenmedi, yine çıktı geldi, rahatlığa alıştı şu bu! 


Gittiğim yerlerdeki saptamalar hep aynı; 

  • Yarın bir gün atanırsan işe devam edecek misin etmeyecek misin? (Elbette etmeyeceğim niye edeyim?)
  • Okuldan mezun olalı 2-3 yıl geçmiş neden daha önceden bir işe başlamadın? (Siz atanabilir miyim sorusuna hiç düştünüz mü? Ya da geçen sene 0,2 puanla atamayı kaçırdınız mı?)
  • Neden öğretmenliği seçmiştin? (2003de bilişim öğretmenlerinin önü açıktı. Neden seçmeyeyim? Bize rehberlik yapan da yoktu şurayı yaz diyen. Yoksa 343 puanla Erzurumda eczacılıkta geliyordu, çoğu üniversitede mühendislikte.)
  • En önemli sonuç; öğretmenliği bitirdiyseniz size bir bok yok, 2 yıllık meslek yüksek okulunu bitiren bilgisayar programcısı bana teklif edilen asgari ücretli yerde 1400den başlamıyorsa adam değilim!!!
Sonuç; aşağıdaki gibi olmayan bir salıncakta umutla sallanıyoruz atanmayan öğretmenler olarak

8 Şubat 2012

Musa Eroğlu - Yusuf Gül *ÖLMEM

TRT'de şimdi yayınlanıp yayınlanmadığını bilmiyorum ama Yediveren programı vardı. Severdim izlerdim. Oradan bir video paylaşmak geldi içimden :)


Yar Selam Göndermiş Alırım Ama
Ben Ona Bir Selam Salmadan Ölmem

Cansızdan Canlıdan Sorarım Ama

İllede Dostumu Görmeden Ölmem

Aramızda Dağlar Sıralı Durur
Ciğer Pare Pareli Durur

Hasretinden Canım Yareli Durur

Dost Eliyle Merhem Çalmadan Ölmem

Meçhuli Yarinden Hep Ayrı Gezse
Neyleyim Dünyayı Hep Benim Olsa

Azrail Canımı Almaya Gelse

Dost Başım Ucuna Gelmeden Ölmem

Yoruldum PATRON


Yoruldum, patron. 
Yollarda yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum.
Yanımda hiç arkadaş olmamasından yoruldum. 
Nereye gideceğimizi, nereden geldiğimizi söylecek biri.
En çokta insanların birbirine kötü davranmasından yoruldum...

 The Green Mile -Yeşil Yol-

6 Şubat 2012

FATİH tweetleri


*Mersin'de bir okulda 4 öğrenci ısınmak için sobayı yakarken ağır yaralanmış. Yıl 2012, soba! Fatih Projesi neydi, akıllı tahta mıydı?
*Eğitimde Fatih Projesi: Artık siyahın karşıtı pembe, büyüğün karşıtı ortanca, batının karşıtı kuzey, dindarın karşıtı tinerci..

*fatih projesi tablet bilgisayar akıllı tahta pekii öğretmen nerde

*Fatih Projesi fatihlerini kaybediyor. bilişim öğretmenleri olmadan yürüyen dyned gibi bu projenin de sonu iyi olmayacak.

*Fatih Projesi, devletin yerlerde gezen eğitim sistemini düzeltmek için bulduğu çözüm.. Öğretmenine değer ver, yetki ver ve güven yeter....

*Fatih Projesi baştan kokuşmuş bir projedir. Devletin kendi tasarrufunda geliştirilen Pardus işletim sistemi projenin hiçbir yerinde yoktur!

*Van'da çocukların okulları yok ama bi tarafta fatih projesi kapsamında tablet dağıtılıyo.bu ne perhiz bu ne lahana turşusu??

*Çocuklar kara tahtayı yakıp, biraz olsun ısınırlar artık. Fatih Projesi

*Öğretmen akıllı tahtanın başında, ellerinde tabletle çocuklar ders dinliyor. 
Fatih projesi çook matrak bişi olsa gerek.

*fatih projesi ile kaldırılan kara tahtaları sobalarınızda yakarsınız emi çocuğum.
*tahtayı değiştirsen ne yazar beyninin ham maddesi tahta zaten RTE. fatih projesi

*Ülkemizdeki öğretmen açıgını göz önünde bulundurursak, Fatih Projesi Van'daki depremzedelere gelinlik gönderen zihniyetle aynı...

*fatih projesi sanırım erken başladı. kamera arada arkada akıllı tahtayı gösteriyor da henüz hoca kullanamıyormuş gibi

*Fatih Projesi doğu projesi batı projesi anyasa paketi baba yasa koyması memlekette hep proje var para HALKTAN!

*Fatih Projesi NORMAL VATANDAŞDAN ALINAN EKMEK AŞINDAN KAZANILAN PARA başbakan kendi itiraf etti vermiyorum yahu zorla alıyorlar para
Fatih Projesi türkiyenin kanayan yarasına bir yara daha açıyor harcamalar türk milletinin cebinden çıkıyor İSTEMİYORUM OKUMASINLAR.

*Fatih Projesi öğrencilerim için yararlı olacak.Karınlarını doyuracak parayı zor denkleştiriyor olsalar bile tabletleri olacak artık.

*Fatih Projesi kapsamında parlak fikirlerimle Başbakanın gözüne girmeyi umuyorum: "Besmeleyle açılan Tablet projesi" ©

*fatih projesi neyine lazım ey göz boyama derdindeki hükümet sen önce ücretli öğretmen ayıbından kurtul akıllı tahtaya tablete sonra geç...

*Fatih Projesi'ne göre dağıtılacak olan tabletlerde şu programlar olacak. "Namaz öğreniyorum,Dindar exe.1.2,Ezan vakitleri,AKP player..."

*"Fatih Projesi" ni hayata geçirenlere kocaman bir alkış!!! Zira bu yüzyılda doğuda hala okula gidemeyenler varken tablet lazımdı tabi...

*mersinde bgn tinerle soba yakim derken yanan öğrenciler fatih projesi sayesnde artk kara tahtayı yakabilecekler,tineri de çekiverirler artık

*#Fatih Projesi BT öğretmenleri olmadan hiç olan proje
Fatih Projesi tayyip baba tablet dağıtıyormuş şimdide çocukları izler aman dikkat gözünüzü hapiste açabilirsiniz

*Fatih Projesi ile İstanbul'un fethini aynı mantığa akla sığdıran bir başbakan var bu ülkenin başında..

*"Fatih Projesi" yakışır zaten Osmanlının ayak sesleri geliyor,farkediyormusun?
Fatih Projesi kesinlikle lazımdı! Isınma imkanı olmayan,soba ile ısınan, elektiriği olmayan okullara bu proje kesinlikle lazımdı!Katılıyorum

*"Fatih Projesi" AKP artık eğitimle oynama SBS önemli bir projeydi 2 yılda sözüm ona yanlış olduğu anlaşıldı.

*Fatih Projesi milletin parasının çöpe gideceği projedir 60-70 kişilik sınıflarda değil tablet dağıtma çocuklara chip taksan ne fayda

4 Şubat 2012

Ayaklanma Çağrısı

Sihriydi tutkuların. Şiir bitti!
Solunarak süzülen tılsımı kalmadı gönlün..

Şiir bitti! Kurudu esin çağlayanı umudun
Dindi suların tendeki çılgın uğultusu
Öpüşlerden düşlerin filizleri yolundu
Kimse ağlamıyor özlerken..

Şiir bitti! Uçukladı dudakları sevginin
Bakışlar yapayalnız, yalnızlık çırılçıplak
Gülüşler kuşsuz, kıvılcımsız
Can bitkin, dil tutsak..

Şiir bitti! Bulandı yüreğin özgür sesi
Teslimiyet başıboş
Yiğitlik evcil
Onur sessizce köreldi gözevlerinde
Dişlerin arasında bilendi küfür: paslı, keskin
Oyuncu arsız, seyirci bezgin
Ne dövüş soylu ne seviş
Çığlığı duyulmuyor sevincin..

Şiir bitti! Söndü içtenliğin güven ateşi
Sevgilin zehrin kılabilir gizemli anıları
Dostun katilin olabilir
Nefret hırçın, şefkat uyuşuk, merak sinsi
Acının sırdaşı ayrılıklar uluorta kudurgan..

Şiir bitti! Tozlandı hançeresi sezginin
Susan da ikiyüzlü konuşan da
İhanetin sinmediği giz unutuldu
Yalan doruklarda çığırtkan

Şiir bitti! Bozuldu ışıktan büyüsü duyguların
Korkunun da ucuzları türedi coşkunun da
Erdem sığlaşıp özüne yabancılaştı
Dal kuru, dalga uysal
Herkes her şeyin sahtesine alışkın...

Şiir bitti! Soldu içli sesin beslediği tomurcuk
Alaycı çalgıcılar dökülüyor şarkılardan
Hüzün sürgün, aşk yılışık..

Şiir bitti! Dindi rüzgârı tükenmez gücün
Ağıtlar yetim, türküler öksüz
Zalim yaradana pervasız, mazlum ölümüne çaresiz..

Şiir bitti! Soğudu tezcanlı yüreğin yanardağı
Ne dövüşün külhanı kaldı ne sevişmenin
Suskunluk kanıksandı, kabalık azgın
Ne Dadal'a sadık halk ne Karacaoğlan'a
Sokakta sabrın tiryakisi ruhsuz bir kalabalık..

Tek umut ki 
- yaşam bitti demeye varmıyor dilim -
O da çocukların sesleri..

İsyan edin isyan edin isyan edin!

NİHAT BEHRAM


Not: Sürekli şiirler gönderdiğim güzel insana gönderdiğim son şiir!!!

3 Şubat 2012

Çelişki

Biliyorum okumuyorsunuz ama yine de yazacağım...

Devlet büyüğünün biri KPSS öğretmenlik sınavı için gerekiyor çünkü öğretmen olmak için yeterlilik sahibi mi ona bakıyoruz demişti. 

2012 ilk atamasında ortaya çıkan sonuca göre 25 puan alan bazı bölümler branşlar öğretmenlik yeterliliğine sahip olurken 85 ve daha yüksek puan alan bazı bölümler öğretmen yeterliliğine sahip olamıyor!!!

Sizce de adaletli bir dağılım değil mi?

Gerçi herkes devlette iş bulacak diye birşey de yokmuş!!!