Ramazan bayramı ya da daha doğrusu
bayramlar çoğu kişi için neşeli geçer. Benim için de çoğu bayram güzel
geçmiştir. Bu bayram hariç. Büyük dedem yani babamın dedesini bayramın son günü
geceleyin elveda demek zorunda kaldık. Çoğu kişi dedesini tanımazken ben
babamın dedesini tanıdım. İyi ki de tanımışım. Memlekete her gittiğimde
evimizin önünde o ihtiyar delikanlıyı görmek benim için memleket olgusunu
tamamlayan önemli bir parçaymış.
2003 yılında 3 torunu beraber
üniversiteyi kazandığında ne olacaksınız diye merakla sorduğunu hatırlıyorum. O
zamanlar büyük ebemde hayattaydı. Öğretmenliği kazandığımı duyunca sevinmişti. “İçlerinden
en çok sana güveniyorum” dediğini iyi hatırlıyorum. Bizim üniversiteye
gittiğimiz ilk sene büyük ebem hayata gözlerini yumdu. Sanıyorum dedem için ilk
büyük yıkım o olmuştu. Bazen ebem hakkında konuşurken ebeme sitemde bulunurdu “Beni
bıraktı kendi gitti” diye. Her sene yaz tatiline geldiğimizde o ulu çınar gözüm
senin üzerinde diyordu. Okulunu bitir, evlen sözleriyle sohbet etmeye
başlardık.
Okul bitti mezun olduk. Torunlarının çoğu
okudu. Mühendis olanlara devlette iş bulamadıkları için tepki koyardı. “Onlar da
iş yok sana güveniyorum” diye sık sık söylenirdi bana. 2008de mezun olup bu
seneye kadar atanamamam dedeme de dert olmuştu. “En çok sana güveniyordum”
demesi içimde yara oldu. “Sende de iş yokmuş peh” diyordu bazen. 95 yaşında
olmasına rağmen sınav sonucu ne oldu diye sorup sürekli ilgilenirdi. Bu sene
olacak mı soruları ile atanmamı dört gözle beklerdi büyük dedem. Atanmayınca demek
ki iyi sonuç almadın diye bana kızardı. Büyüklere atanma olayını anlatmak biraz
sıkıntılı. Puanın iyi olsa da atanmadığını anlatamıyorsun ama dedeme karşı
boynum kıldan inceydi. Neyse bu sene yine sordu birkaç defa. Ramazan ayı
başlayınca kadar evin önünde otururken gördüğümde, yemek götürdüğümde sınav ne
zaman açıklanacak diye sordu her zaman.
Dedemin evi yolun biraz aşağısında kalırdı. Evinde hatıralardan
uzak kalmamak için çocuklarının yanına yerleşmedi. Kışın soğuk aylarında birkaç
aylığına evinden ayrılırdı o kadar. Evde kaldığı aylarda yoldan gelen
geçenlerle sohbet etmek, zaman geçirmek için yolun kenarına çıkar otururdu. Namaz
için camiye giderdi o yaşında. Yokuşu çıkar camide namazını kılar geri gelir
yerine otururdu. Ramazan ayı gelip oruç tutmaya başlayınca ilk camiye gitmeyi
bıraktı, sonra yolun kenarına çıkıp oturmayı. Artık evinin önüne oturuyordu. Her
gün aşağı iner selamımı verir ve sınav hakkında bilgi verirdim. İnşallah bu
sene atanırsın torunum dua ediyorum diyordu. Oruç ilerleyip oruç tutmaya devam
etmekte ısrar edince yavaş yavaş güçten düşmeye başladı dedem. O sıcak günlerde
16 orucunu tuttu. Sonra ise toparlayamadı. Evinden çıkmamaya başladı. Bayramdan
birkaç gün önce ise yataktan kalkmamaya…
Bayramda hep birlikte toplanılır, tüm sülale bayram
yemeği yenir. Bu bayramda büyük dedem maalesef sofraya oturamadı. Büyük odamızda
dedemize yatak hazırladık. O yokken kimse sofraya oturmak istemedi. Dedemin
kendisini toparlaması için elimizden geleni yapmaya çalışsak da olmadı dedem
bayram boyunca yataktan kalkamadı. Bayramın üçüncü günü yani salı gününü
çarşambaya bağlayan gece dedemi sonsuzluğa uğurladık. Zor olsa da, üzülsek de
acı çekmeden diğer tarafa gitmesi bizim tek tesellimiz oldu. Tam yaşını
bilmesek de 95-97 yaşlarındaki dedemizden ayrılmak zorunda kaldık.
Dedemin cenazesinde bana atama konusunda dedikleri
aklıma geldi. Kendi kendime dede bu sene puanım iyi sen görmesen de istediğin
olacak bu sene atanacağım, öğretmen olunca mezarının başında bunu sana
müjdeleyeceğim dedim ama bu sene de kontejyanlara bakınca atamam olmayacak.
Dedem kusura bakma. Bu kez güzel puan alsam da 313 kişi
arasına giremedim. İstediğini yine gerçekleştiremedim be dede. Affet beni.
Mekanın cennet olsun. Umarım bir gün şeytanın bacağını
kırıp öğretmen olacağım ve memlekete gittiğimde yanına uğrayıp “Dedem geç de
olsa öğretmen oldum.” diyeceğim.