29 Eylül 2013

Atandık!!! Şimdi ne yapmalı!!!

5 senenin sonucunda atandım. Davamı kazandım diyebilirim. Hakkım olanı 5 sene gecikmeyle aldım. 

Aslında 5. ve 6. sınıflarda dersin zorunlu olacağını Talim Terbiye duyurmadan önce karamsarlık vardı. Nisan ayındaki en son yazımda da belirttiğim gibi. Ama ne olduysa karardan sonra oldu. Aldım kpss kitaplarını dedim kendi kendime "Bunlar muhtemelen son şanslar. Sık dişini çalış tekrar. Belki geçen seneki puanını alamazsın ama hep bir umut var ya belki yüksek alım olur atanırsın.". Çalıştık başlamaya ama ülkemdeki Gezi Ruhu beni etkiledi. Eylemlere gitmesem de elimde telefon şuanda ne oluyor acaba diye meraktan, bazen tvden haber alabilir miyim sorularında kanalları gezmekten dolayı birkaç hafta ders çalışmadım. Aklım oradaydı hep. Neyse olaylar az sakinleşince tekrar başladım çalışmaya.

5 senedir kaba inşaata uğraşıyormuşum meğer. İnce sıvası, boyası, badanası kalmış inşaatın. 
Sınava giderken yanımda yeni mezun olmuş bir memleketlim vardı. O ilk sınava girecek olmanın verdiği heyecandaydı, ben ise bu sene kpssden mezun olabilecek miyim derdinin peşinde. Bana güncel bilgiler hakkında abi şunu biliyor musun bundan çıkabilir şuradan güncel çıkabilir dedi. Aslında korkmadım değil çünkü konuları tam bitirmedim geç başlamanın ve ülke gündeminin etkisinden dolayı. Genel kültür-yetenek sınavından çıktığımızda herkesin ağzında aynı küfürler dolaşıyordu. Bende de aynıydı fakat sonra dedim ki herkesinki kötü 5 seninin deneyimi ile birkaç soru daha doğru cevaplamış olabilirim diye düşündüm. Eğitim bilimleri de herkesinki gibi iyi geçmişti. 

Yaz günlerini memleketimde ha açıklandı ha açıklanacak yorumları eşliğinde geçirirken bir gün açıklandı. Eve giderken arkadaş yolumu çevirip sordu puanın kaç diye. Açıklandığını öylece duydum. Cep telefonundan sonuç merkezine girince hiç beklemediğim bir puanla karşılaştım. 90 puanın üstündeydim. Açıkcası yanlış olabilir diye tekrar sistemden çıkıp giriş yaptım. Doğruydu ama inanamadım. Yavaş yavaş inandıktan sonra tam sevinemedim de. Çünkü bu ülkede kpss birincisi atanmadı bizi de atamayabilirlerdi. Neyse öyle böyle derken yorum yapmaya başladık. Şu kadar alım olursa giderim İzmir'e diyordum. Ümidim vardı. Doğu görevi falan umrumda değildi ama kontejyanlarla beraber illerde açıklanınca avucumu yalamak düştü. Bilişim teknolojileri öğretmenleri için çoğu il açık değildi. İzmir, Ankara, İstanbul, Balıkesir, Bursa, Antalya, Muğla, Antalya, İzmir, Kayseri, Adana, Eskişehir, Manisa falan filan çoğu il kapalıydı işte. Ne yaptım bende. Buradan uzaklaşmak yerine buraya yakın biryeri yazmak mantıklı dedim. Şimdi yine uzaklaşmak istediğim şehirde kalıyorum. 1 saat yolculukla gidip geliyorum okuluma. 

Atandım ama unutmadım o günleri. AYÖP'e destek vereceğim artık maddi ve manevi anlamda. Haklı mücadelelerine elimden geldiğince destek vereceğim. 

O değil de bu öğretmenlik gözümü korkuttu. Belgeler, planlar falan. Üstesinden nasıl geleceğim diye düşünüyorum. Uzaklaşmıştım şu 5 senede. 

Ataması yapılmayan arkadaşlar lütfen umutsuzluğa kapılmayın. Biliyorum çok zor bir süreç fakat umut tükenmesin. Öğretmenlik olmasa da hayat devam ediyor, etmesi lazım bir şekilde. 

Yüreğim kalbim sizinle. 

17 Nisan 2013

Karamsarlık !!!


Taa 7 yaşından başlıyoruz okumaya. Çocukken başlıyoruz gide gele yolları aşındırmaya. O zamanlar anlamasak ta neden bu kadar eziyete katlandığımızı yaş ilerledikçe anlam vermeye başlıyoruz. 


Biz okudukça hayatımız daha da güzelleşecek çünkü. Biz okudukça daha güzel yerlere geleceğiz ve ülkemize yararlı olacağız. Mantıklı geliyor zaten az zaman geçince. Okuyan adam bir mesleğe sahip olur ve o meslekte yararlı olur. O işin ehli olur.


Neyse önce ilkokul sonra ortaokul sonra lise derken geliyoruz meslek seçimine. Önümüzde öss denen bir sınav. Öss karar veriyor ilk önce hayatınız güzelleşecek mi yoksa bu güzelleşme vaadiyle birkaç sene daha yaşanacak mı? Öss sınavına hazırlanıyorsunuz. Ömrünüzden en güzel dakikaları bu asalak sınava harcıyorsunuz. Kendi adıma söylüyorum lise2'de derslere yardımcı olarak sonra lise3'de tamamen öss'ye yönelik dersane yollarını eskittim. Belki bazı arkadaşlar daha önce bazıları daha sonra başlamıştır bu eskitme işlemine. Okuldan çık üstünü değiştir dersaneye koş. Dersaneden çık eve gel yemek ye derse otur. Hayatınız gitgeller içinde sürmeye başlıyor. 


Neyse öss'den güzel puan alınıyor daha sonra. Ama bir türlü beceremediğimiz plansızlıklardan dolayı daha hangi mesleği seçeceğimizi tam anlamıyla bilmiyor olarak tercihlere boğuluyoruz. Çoğu Avrupa ülkesinde önceden planlanan sistem bizde lise3'de bile planlanmadı. Seni daha önceden hiç görmeyen bir rehber öğretmeninin yanına gidiyorsun sadece. Bakıyor puanına "hmm bu puana neler denk gelir. Bakalım. İlköğretim matematik gelir, Bilgisayar ve öğretim teknolojileri öğretmenliği gelir, şu gelir bu gelir.". Öğrenciye verilen tavsiye sadece bu. Elinde önceden hazırlanmış bir cetvel, cetvelde puan aralıkları, hangi sıralamadaki hangi üniversiteye gitmiş geçen sene ona göre şu gelir bu gelir. 


Öğretmenlerde haklıydı tabii bizim zamanımızda. Ben liseyi bitireli 10 yıl olmuş. Koskoca lisede sadece 1 rehber öğretmen vardı. Hangi öğrenciyle uğraşsın değil mi? Hangisine bize üniversitede öğretilen yetenek testi, beceri testi, ilgi testi, tutum ölçeği falan uygulansın. Bizimkinin çözümü belliydi HİÇBİRİNE uygulamayalım olsun bitsin. Sınıf öğretmenlerinin girdiği 2 haftada bir olan rehberlik derslerinde ise kimin ne şikayeti var onları dinlerdik. Saçma sapan konuşmalar geçerdi çoğu zaman. "Hocam arkadaş hergün saçının ön tarafını jöleliyor ama arka tarafını jölelemiyor, çok çirkin duruyor!!!" serzenişleri ve sınıf öğretmeninin "oğlum bak arkadaşların böyle yapmandan şikayetçi. Bir daha saçının arkasını da jölele tamam mı? ha ha ha" rehberliği altında geçen saçma bir uygulama. Neyse zaten lisedeki rehberlikçi değil de abimin gittiği dersanenin rehber öğretmeni (!!!) ile seçmiştik bu mesleği. O ısrarla ilköğretim matematik yaz dese de ben bilgisayar öğretmenliğini yazmıştım. Eee geleceği parlak bir öğretmenlik ne de olsa. Benim gittiğim hiçbir okulda bilgisayar laboratuarı görmesem de o seneler teker teker açılıyordu. "2000 yılına girdik. Milenyum yılı. Artık çağ bilgisayar çağı" nidaları yükseliyordu heryerde. Yani kısaca bilgisayar öğretmeni olursak önümüz açıktı.  


Gittik okuduk. Şimdi düşünüyorum boşuna gidip okumuşum. Gittiğim üniversitede bilgisayarla ilgili herhangi bir bölümden mezun olup da bize ders veren yoktu. Çevre mühendisliğini okumuş bize php anlatıyor yarım yamalak. İngilizce dili ve edebiyatı okumuş normalde sadece ingilizce derslerimize girmesi gerekirken bilgisayar derslerine de girmeye başlayan sürekli amerikada gördüğü maceraları anlatan "dam dam dam seslerini duydum newyork'ta" diyen öğretim görevlilerimiz oldu bizim. Allah'tan kampüs içinde MYO vardı da oradan bazı derslerimize bilgisayar bölümünü bitirmiş gerçek öğretim üyelerimiz ders verdi de birşeyler kaptık. Buarada 2 yıllık olmasına rağmen "Bilgisayar Programcılığı" bölümünü okuyanlara hep imrendim. Derslerine giren öğretmenler sadece sıfatı taşıyan olarak değil bilgi olarak da öğretmendi, laboratuarları bizim kullandığımız laboratuarlara göre daha donanımlıydı. Bizim bölümü o üniversiteye öylesine koymuşlar belli birşey. Muhtemelen kampanya vardı o sıralar "Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği" bölümünü açan üniversitelere araba bedava, bilgisayar bedava, harcadıkları 2 katı kadar puan bedava diye. Bölüme verilen önem onu hissettiriyordu çünkü. Donanım dersi yoktu mesela bizim. Programlama derslerinde şuanda bir şeye yaramadığını anladığım pascal, visual basic, delphi 7 gibi dilleri gösterdiler (!!!). Yani yarım dönem göstermeye göstermek denilirse tabii. 2 hafta programı tanıtma sonra birkaç döngü yap bitti. Eğitime verilen önem işte bu!!! Gelsin bonus puanlar, vadalar falan filan. 


Neyse her ne kadar üniversitedeki eğitimden dem vursam da mezun olup atanınca öğrencilerime "bilgisayar okur yazarlığını", "bilişim" hakkında bilmemiz gerekenleri en iyi şekilde göstereceğime ve bunu öğrenciler üzerinde bir yaşam becerisi olarak kazandıracağıma emindim. Emindim çünkü atamamız yapılmıyor. Bilişim teknoloji dersleri ilk önce 2 saatten 1 saate indirildi, sonra derslerde not vermek kaldırıldı, sonra seçmeli ders haline getirildi. Bilişim kademeli olarak "bilinçli bir şekilde" itibarsızlaştırıldı!!! Bilişim teknoloji derslerinde sadece bilgisayar açıp kapatmak gösteriliyormuş gibi gösterilerek bizzat bakan tarafından "şimdiki çocuklar zehir gibi. Bilgisayar açıp kapatmayı öğretmek için ders olmasına gerek yok." anlamına gelen bir cümle söylendi. 


Eğitim fakültesi mezunu olup öğretmen yeterliliği kazanan öğretmenlerimizin atamasının yapılmaması zaten başlı başına sorun. Hepsinin kendine göre ayrı sorunu var. Ben bilişim teknolojileri öğretmeni sıfatına sahip biri olarak bilişime yapılan bu planlı itibarsızlaştırma çalışmasını anlamakta zorlanıyorum. Bilişim teknolojileri dersinde sanki facebook'a hesap nasıl açılır, tweet nasıl atılır, internette oyun nasıl oynanır, bilgisayarı nasıl açıp kapatırız konularını işliyoruz gibi bir hava yaratılmasını hazmedemiyorum. 


Bilişim teknolojileri dersi öğrencilerin beyinlerini daha aktif kullanmaya teşvik eden bir ders bence. Derslerde internette doğru bilgi nasıl edinilir, bilgisayar nasıl yararlı kullanılır, siber zorbalık nedir ve nasıl mücadele edilir, programlama nasıl yapılır ve aklıma gelmeyen onca örnek gibi yararlı bilgiler öğretiliyor. Programlama sayesinde öğrencilerin analitik düşünme becerilerini ve yaratıcı düşünme becerilerini bizzat kullanarak çeşitli tecrübelerden geçiyorlar. Ama yok bu işten anlamayanlar bizleri kötülüyor.


Madem bu ders bu kadar gereksizdi neden halen bilişim teknolojileri öğretmeni yetiştiren alanlara öğrenci alınıyor? Neden ataması yapılmayacak olan binlerce öğretmen tohumları ekiliyor eğitim fakültelerinde? Neden ülke yönetiminde 10 seneden fazla iş başındayken adam akıllı plan yapılmıyor? Planlama yapmak bu kadar zor mu? Değil. Ee madem atamamızı yapmayacaksınız ben yine kendi açımdan konuşayım eczacılık, endüstri mühendisliği dururken bize bilişim teknolojileri öğretmenliğini seçenek olarak önümüze sundunuz. İzmir'de İstanbul'da Ankara'da bu bölümü okumazdık da giderdik Erzurum'da eczacılık okurduk. Mezun olunca da şimdiki gibi 5 senedir atama bekleyen değil de soyadımızın tabelada olduğu bir eczane açardık. Kpss gibi boktan bir sınavın elinde oyuncak olmazdık, altımızdaki jiple oynardık. 


Biz gençliğimizin verdiği idealler çerçevesinde öğretmenliği seçtik diye mi bu kadar işkence yapılıyor bize. Sonrada geçmiş her öğretmenlik mezunu öğretmen olacak diye bir kaide yok diye ahkam keselim. İş gösterin o zaman!!!


Öğretmenlik mezunuysanız adam gibi iş bulmanız çok zor arkadaş. Söyleyeceğim mesleklerde çalışanlar, akrabası çalışanlar lütfen kızmasın küçümsediğimden değil ama üniversiteyi okumasakta diyeceğim işlerde çalışırdık zaten. Haa o meslekte çalışanların emeklerine çok saygı duyuyorum o konuyu hiç tartışmıyorum!!! Bizde emek yücedir.


Yaşanmış örnekler; 

"Bilişim teknolojileri öğretmeniyim atamam yapılmadı iş bakıyorum. Yazılım firmasına gittim.
-Veritabanı bilginiz var mı?
-Var!
Kısa bir mülakat ve bilgi değerlendirmesi.
-Tamam bilginiz yeterli görünüyor. Galiba bu sene kpss sınavına girdiniz puanınız kaç acaba?
-85 aldım.
-Puanınız gayet yüksekmiş. Kusura bakmayın sizi işe alamayacağım.
-Atamalar 87de kapattı. Ara atama da yok. Zaten ben çalışmaya başlasam kpss'ye çalışamayacağım. O yüzden artık bu kadar yüksek bir puan almam söz konusu değil. Alsam bile bilişim dersleri kaldırılıyor, atama sayıları çok komik düzeyde. Seneye 90 alsam atamam garanti değil.
-Yok hayır ben bu riski alamam. Sonuçta size 3-4 ay eğitim vereceğim. Yani bu 3-4 ay sizden yararlanamayacağım. Yerel seçimlerde yaklaşıyor koyarlar bir ara atama belli mi olur. Çeker gidersiniz. Ben bu riski alamam. Teşekkür ediyorum."


"İlaç mümessilliğine başvurursunuz. Mülakata çağrılırsınız. Mesleğiniz nedir? Bilişim teknolojileri öğretmeniyim. Kusura bakmayın öğretmenlerle çalışmıyoruz. Her an atamanız yapılıp gidebilirsiniz."


Sanki tüm şirketler alacağı kişiyi emekli olana kadar çalıştırıyorlar da bizim atamayı bahane ediyorlar. Biz öğretmenlerin yapacağı meslekler neler biliyor musunuz? Lastik tamirciliği, garsonluk, marketlerde reyon görevlisi falan filan. Alacağınız ücrette asgari ücret. Çalışırken esnek çalışma saatleri çerçevesinde bol bol sömürülerek asgari ücrete dua edeceğiz. Devletin istediği de özel şirketlerin istediği de bu. 


Adam gibi bir işe girelim dedikçe yukarıdaki gibi reddedilmelerle karşılaşıyorsunuz. Sonra mı Türkiye neden herkes karamsarlıkta, neden karamsarlık sıralamasında zirvedeyiz. Al işte boşa okuttuğun boka batırdığın için.


fotoğraf: bu adresten alıntıdır.Karamsarlıkta zirve yaptığımızın haberidir!!!