28 Aralık 2011

Pazarlamacı ATANMAYAN ÖĞRETMEN aranıyor!

Bize okulda pazarlama öğretiyorlar ya pazarlama konusunda tecrübeli öğretmen arıyorlar! Sadece fırsattan istifade etmektir bu başka birşey değil yoksa herhangi bir okuldan mezun olan kişi içinde geçerli bu ilan... 

Vay ülkem vay.. Ne desek nasıl etsek



24 Aralık 2011

Ölü Toprağı



Bu atanamamak canımı hayli sıkıyor arkadaş…

Bilişim öğretmeni olduğum halde, 3 senedir atanmamaktan dolayı internetten bile sıkılır oldum. Niye belirttim bilişim öğretmeniyim diye başka branşlardaki öğretmenler sıkılamaz mı? Sıkılır elbette ama bilişimci olunca ister istemez bilgisayarda veya internette kullanım alanlarımız genişliyor.
Okurken acayip derecede sevdiğim programlama bilgilerine şuanda bakmaz oldum. Delphi 7’miş, Visual Basic’miş ne çok severdim ben bunları. Görsel programlamada bir şeyler yapmak, bir şeyler üretmek acayip hoşuma giderdi. Şimdi hiç. Hayattan zevk almıyorum ki.

Web siteleri kurmak için öğrenilen PHP ne kadar güzeldi. Bir eğitim sitesi hazırlamıştım. Öğrencilerin girip konuları öğrenebildiği, konu sonlarında testlerin olduğu, test sonucunda anında dönüt verildiği, testlerin öğrencinin veritabanında tutulduğu ve öğretmenlerin girip bu test sonuçlarına bakabildiği. Seviyordum be. Hele yapıp yapıp istediğin şey olmayınca yanlışın nerede olduğunu anlamak için 2-3 saat sürekli aynı kodlara bakma anı. Acayip keyifliydi benim için.

Kodları satır satır inceledikten sonra sadece bir tırnak işareti yüzünden veya herhangi başka küçük sorun yüzünden sistemin allak pullak olması çoook can sıkıcı olsa da o hatayı bulup düzelttiğinde her şeyin düzelmesi nasıl da alıp götürüyordu o sıkıntıyı bir anda.

Zevk alıyordum, bir şeyler üretmenin sevinci vardı içimde. Hatta çoğu zaman “Allahtan diğer branşlarda değildim,  onların yaptıkları bu kadar zevkli olmuyordur herhalde.” diye konuşurdum kendi kendime…

Şimdi ise bu bölümü neden seçtim diye konuşuyorum kendi kendime. Biz bu bölümü yazarken bilgisayar laboratuarları kuruluyordu “bilgisayar öğretmeni”ne ihtiyaç vardı. Şimdi basit birkaç açıklama; “Her öğretmen bilgisayar kullanmayı biliyor, bilişim öğretmenine gerek kalmadı.”

O kadar kolay değil işte…  4+1 senelik emeğimiz o kadar kolay çöpe atılamaz. Diğer branşlardan arkadaşlarım var, akrabalarım var. Bilgisayarı kullanmayı bilmiyorlar, bilgisayarı açıp kapatmayı biliyorlar! Herhangi bir sıkıntı halinde telefona sarılan çok oluyor. Formatör öğretmenliğe diğer branşlardan alınan öğretmenler bile bilmiyor bilgisayar kullanmayı. Bilgisayarı açıp kapatmak farklı şeydir, bilgisayar okuryazarlığı ayrı şey.
İçimizdeki yaşam belirtilerinin üstünü örten sözde büyüklerimize armağan olsun. Kendi dediklerine göre 260 bin bizim bildiğimiz 300 bin genç öğretmenin üstüne ölü toprağı serptikleri için…

16 Aralık 2011

Halkımız size sesleniyoruz

Fotoğraf: sol.org.tr
Halkımız, size sesleniyoruz,



Size yutturulmak istenen acı yalanları elinizin tersiyle itmenizi istiyoruz.

Biz sizin yaşadıklarınızı gördükçe, öğrendikçe ve böyle olmasının bir kader olmadığını anladıkça “yolumuzu seçmemiz” gerektiğine karar verdik.
Okulumuzu bitirelim, hayatta üretken olalım, işimiz gücümüz olsun, tamam! Bunların hepsi iyi, hepsi doğru…



Fakat ya bunları mücadele etmeden, kendi varlığımızı ortaya koymadan yapamayacaksak?


Bizi destekleyin, bize sahip çıkın.

Çünkü biz sizin KPSS'yi bilmem kaçıncı kere kazanamadıktan sonra bir odada kendini asan oğullarınızız. 



Biz dershane parası için aldığı borcu denkleştiremeyip hapse giren anacığının durumunu onuruna yediremediği için kendi canına kıyan evlatlarınızız. 
Biz, yıllarca bir yandan atama bekleyip bir yandan asgari ücretin yarısı karşılığında sözleşmeli öğretmenlik yapan kızlarınızız.
Biz üniversiteyi bitirdikten sonra bilmem kaç yıl daha baba evinde oturup üretkenlikten uzak, utanç içinde yaşayıp 
duran çocuklarınızız.
Biz sizin sessiz kalıp boyun eğdiğiniz her şeyin faturasını hayatıyla ödeyecek olanlarız.


Bizden sizin yapamadığınız her şeyi yapmamızı beklersiniz. Sonuçta her ana baba biraz böyledir.
Diyoruz ki, biz bu ülkeyi değiştireceğiz. Siz yapamamıştınız. Biz yapacağız.
Üstelik bu sefer gerçekten yapmak için çok neden var. Bu ülkenin aydınlık geleceğine inanmak için çok neden var.
Her şey bir yana, haksızlığa ve zorbalığa karşı bitmeyen bir direnç var.
Güzel ülkemizin yıllarca biriktirdiği potansiyelleri ortada… Bu sefer değiştirebiliriz.


Siz yanımızda olacak mısınız?


Yoksa örümcek kafalı köşe yazarlarının gazlamasıyla bizden utanmayı, ikide bir arayıp “aman yavrum etliye sütlüye karışma” demeyi mi tercih edeceksiniz?


Sizi yanımıza çağırıyoruz.



NOT: Bu yazı bana ait değildir. Yazı bir partinin (TKP) bildirisinden alınmıştır... Sözleri bizi ilgilendirdiği için eklemek istedim. Diğer partilerden de bizi ilgilendiren yazılar olursa ekleriz...

25 Kasım 2011

Öğretmenler Günü

Dün öğretmenler günüydü.

Ben kutlamadım, kutlama mesajları göndermedim. Atanmadığım için değil atansam da kutlamayacağım bir şeydi. Bana göre böyle günler yani sevgili günü, anneler günü, babalar günü vb gibi günler aslında bazı şeylerin üstünü örtüyor gibi. Yani sevgililer günü geldiği için hediye alınıyor sadece ya da anne-baba aranmazken sadece anneler günü babalar günü diye aranıyor. Sadece bir güne sığdırılıyor yani. Tüm sevgiyi sadece 14 şubata sığdırıyorsunuz veya öğretmenlerin önemini sadece 24 kasımda anlıyorsunuz. Belki de saçma sapan bir düşünce bilmiyorum. Belki bu sıfatlı günler bir şeyin anması vesilesiyle olsa daha güzel daha anlamlı olurdu. Örneğin; eşine işkence yaparak öldüren bir erkeğin mahkemece serbest bırakılması, bunun üzerine kadınların eylem yaparak kazanım elde etmesi, mahkemenin o erkeği müebbet hapise mahkum etmesi ve o günün “Kadınlar Günü” olması bence daha mantıklı. Her sene kadınların o güçlerini ellerinde olduğunu hatırlamaları güzel ve anlamlı olur böylece. Dedim ya belki de öylesine düşünüp yazıyorum. Pufff…

Öğretmenler günü bana en çok atanmadığım gerçeğini anlatıyor. Anlatmasına gerek yok aslında her gün aklımda…  Gazeteler bugün atanamayan öğretmenlere daha da bir önem vermiş. Diyorum ya keşke sadece bugüne sığdırmasalar bu gerçeği.  Keşke her gün bağırsalar ülke gerçeğini kalın puntolarla. Gazete örnek veriyor biyoloji öğretmeni atanamayınca madenci oldu, fen ve teknoloji öğretmeni atanamayınca bulduğu her işte çalışıyor. Bu haberleri okurken yüzünüz kızarmıyor mu? Evet size soruyorum? Çünkü siz sorumlusunuz.

Çevrenizde hiç mi yok öğretmenlikten mezun olup atanmayan öğretmen. Branşı falan önemli değil. Var mı yok mu önce buna cevap verin! Biliyorum çoğunuzun en az bir tanıdığı atanamamış öğretmen. Benim çevremde var mesela. Çevrenizde bu örnekler varken ne yaptınız? İnsanca soruyorum işte ne yaptınız?  Bir şey yapmadık diyorsanız ben bu cevaba bile razıyım. Neden mi? Çünkü eğer bir şey yapmadıysanız başımızdakilere de oy vermemişsiniz demektir.  Şu günlerde inanın bunu bile duymaya ihtiyacım var. Tamam, sindirildik çıkıp bağırıp çağıramıyoruz ama hiç yoktan mezun olup atanmayanların da halini görüp oy vermemiş olmanız bile güzel!
Ama hayır bakıyorum çevreme. 89 alıp atanamayan matematik bölümünden mezun yeğeni, kızı, oğlu, kuzeni olanlar bile gidip oy verebiliyor.  Neden verdin oyunu soruyorum?   

Tanıdıkların;
  • Yüzüne bakmasın diye mi?
  • Her gün niye atanamadın demek için mi?
  • ÖSS sınavı yetmezmiş gibi KPSS sınavına girip ömür çürütsün diye mi?
  • Anne babalarının emeklerini, dişinden tırnağından arttırdıklarını dershanelere aktarsın diye mi?
  • 500-600 tl maaş için ücretli öğretmen olarak çalışması için mi?
  • Dershanelerde köle gibi çalışması için mi?
Öğretmen arkadaşlarım öss’yi kazanmak için dershanelerde dirsek çürüttüler, emek verdiler. Üniversiteyi kazandıktan sonra babalarına yük olmamak için ek işlerde çalışanlarda oldu. Çalışmayanlarında babaları anneleri çocuklarına belli etmeden maaşlarından arttırdılar, sırf çocukları okusunlar diye gözlerini kırpmadan para gönderdiler. Ya şimdi? Öğretmen olmak için KPSS denen sınavla öğretmenlik yeterliliği ölçülür olmuş.

27 öğretmen, 27 can, 27 eğitilmiş güç sırf ailelerinin yüzlerine bakamadıkları için hem de kendi suçları olmamalarına rağmen İNTİHAR ETTİLER. Siz niye oy verdiniz biliyor musunuz? Yeğeniniz, gelininiz, ülkenin gelecekleri intihar etsin diye. Canlarından olsun diye.

10 Kasım 2011

Şafak öğretmenin abisinden mektup var

Ben Ufuk BAY 4 ay önce kemik kanserinden kaybettiğimiz Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu'nun kurucusu ve temsilcisi Şafak BAY'ın (şafak öğretmen) abisiyim.
 
Ataması yapılmadığı için 21'i intihar olmak üzere hayatını kaybeden 27 öğretmen ve Şafak BAY anısına çekilen ATAMA İZİNDEYİZ filmi 15 bin izleyiciye ulaşırken facebook'ta 10 bin kez paylaşılarak her izleyen 3 kişiden 2'sinin paylaşması gibi bir rekora imza attı.

Atama İzindeyiz filminde birbiriyle kesişen 4 hayat hikayesini anlattık, bu hikayeler birbirinden bağımsız 4 gerçek hayattan esinlenerek oluşturuldu. İşin üzücü tarafı sadece bu hayatların bizim çevremizde yaşanması ve filme koyamadığımız birçok hikayenin olması. Bu durum bizi duymadığımız görmediğimiz ne hayatlar yaşanıyor ve belki son buluyor düşüncesi içine itti.
ATAMA İZİNDEYİZ filminin galası ve internette yayınlanmasının ardından gelen VAN depremi dolayısı ile filmin duyurulması için çalışma yürütmek üzere düşündüğümüz çalışmaları askıya aldık. Gündemin can yakan yoğunluğu arasında kimseyi kendi derdimizle meşgul etmek istemedik fakat bizim de büyük bir derdimiz var: 300 binden fazla öğretmen atama bekliyor. Sınava 230 bin öğretmen girdi, bu durum, birçok öğretmen adayının artık sınavdan umudunun kalmadığı manasına geliyor.

Bu yıl 55 bin atama sözü verildiği için insanlar çalıştıklaır işlerini bırakıp sınava hazırlandılar ama Milli Eğitim Bakanı verilen sözde durmayarak 11544 atama yaptı, ki bu atamaların bir kısmı kurumlar arası atamalardır.
Geceleri rahat uyuyabiliyor musunuz?
 
Bu atama döneminden sonra bildiğimiz 2 intihar mevcut, birisinin öldüğünü biliyoruz, diğerinin akıbeti hakında bilgimiz yok. Hükümet yetkililerinden ve özellikle Milli Eğitim Bakanı'ndan soruyoruz: Özür dilemeniz neyi, ne kadar değiştirir?

Bir babanın çocuğunun üzerine toprak atarken yaşadığı acıyı unutmasını sağlayabilir misiniz?
Bu ailelerden birebir özür dilendi mi?
Bu konuda sorumluluk, suçluluk duyuyor musunuz?
Geceleri rahat uyuyabiliyor musunuz?
Bu soruların cevaplarını çok merak ediyoruz. Atamalarımızın yapılmasından daha çok merak ettiğimiz konular bunlar.

Ve çok merak ediyoruz; Devletimizin verdiği sözlere güvenemeyecek miyiz? Bir söz verip sonra özür dileyecekler mi yine, herhangi bir düzeltme yapmadan?
29 milyarlık deprem vergisi eğer eğitim alanında da kullanıldıysa, 300 bin öğretmenin işsiz olması ve hala bazı okullarda 3-4 sınıfın birleşik şekilde ders görmesinin nedeni ne?

“Artık Bakan'la görüşme talebimiz yok”
Şimdiye kadar Milli Eğitim Bakanı ile görüşme taleplerimiz vardı; DEVLETİN VERDİĞİ SÖZE GÜVENİRDİK...
Artık Bakan'la görüşme talebimiz yok. Çünkü verilen sözlerin yerine getirilmesi üzerine şüphelerimiz var.

"150 bin öğretmen açığımız var" dendikten sonra, "80 bin" en son "40 bin öğretmen ihtiyacımız var" diyebilen bir Bakan var karşımızda...
Kişisel bir şey yok diyebilmeyi çok isterdim ama durum çok kişisel. 300 bin öğretmenin hepsinin Bakan'la kişisel sorunu var.
Ya da ailelerinin.
Ama en çok da hayatını bu sınav sistemi yüzünden kaybeden 27 öğretmenin ailesinin.

Ataması yapılmayan öğretmenler hakkında bazı notlar
 
*Ücretli öğretmenlik yaptıkları taktirde 10-12 gün sigorta yatırılıyor, yani devlet sigorta çalıyor.
*Ücretli öğretmenler emekli olabilmek için 60 yıl çalışmak zorunda
*Yaz aylarında ve bayram tatilleri gibi dönemlerde ücretli öğretmenler maaş alamıyorlar.
*Okullarda meslek dışı işler yaptırılması halinde ses çıkarma hakları yok. Eğer çok ihtiyaçları varsa bunları yerine getirmek zorunda kalabiliyorlar.
*Bir ücretli öğretmenin işten çıkarılması için yapılması gereken şey müdürün ağzından,"ilişiğini kesin, derhal..." sözünün duyulması
*Ücretli öğretmenler ayda 200-700 Tl arasında maaş alabiliyorlar.
*Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde çalışan her 9 öğretmenden 1 i ücretli öğretmen statüsünde.
*Dershanelerde 2002 senesinde öğretmen maaşları 3000-3500 TL civarında değişiyorken şimdilerde kadrolu dershane öğretmenlerinin maaşları 1500-2000 lira arasında değişiyor. Dershanelerde öğretmenler 300 tl maaşla stajyer olarak çalıştırılıyor. Daha dramatik kısmı ise Fen Edebiyat bölümünden mezun olup öğretmenlik için formasyon almayanlar, dershanelerde 300-500 TL'ye sigortasız olarak çalıştırılabiliyor (öğretmen olarak gösterilemedikleri için sigortalarının yapılması olası değil)
*Milli Eğitim Bakanlığı müfettişleri, dershanelerdeki çalışma şartlarını incelemek yerine sadece performans çizelgelerini takip ediyor.
*2002 - 2011 yılları arasındaki gidişatı incelediğimiz zaman, ister bilinçli bir şekilde olsun ister bilinçsiz, devletin öğretmenleri dershane sahiplerine peşkeş çekmek adına bir takım politikalar izlediği görülüyor.
*Mevcut 300 bin öğretmen boşta, 2012 yılı için 40 bin atama sözü çıktı. Eğitim fakültelerinden mezun olacak kişi sayısı 60 bin...
*Açık Öğretim Fakültelerinden mezun arkadaşların da artık öğretmenlik yapabildikleri konusunu açmak bile istemiyoruz.
Hükümetteki saygıdeğer büyüklerimiz eğer bu sorunlara bir çözüm bulacaklarsa, hemen şimdi programlarını açıklasınlar.
Eğer bu işi beceremeyeceklerse eminiz ki planı programı olan birileri daha başarılı olacaktır. Daha fazla insanın ölmesine neden olmayacak birileri çıkacaktır.

ATAMA İZİNDEYİZ filmini www.atamaizindeyiz.com sitesinden izleyebilirsiniz

4 Ekim 2011

Dünyanın üzerine kurulu direk

Yav canım sıkılıyor arkadaş... Kimse de okumuyor aslında bu yazdıklarımı biliyorum...
3 senedir atanmayan biriyim kafayı yedim "donkişot" oldum... Kime savaş açacağımı bilmiyorum..

İş başvurularında bulundum... Geleceğin mesleği diye seçtiğimiz meslek bir işe yaramıyormuş yeni yeni anladım. Puanda güzeldi hani "İzmir"de okumayı seçmeyip de başka yerde okumayı seçsem olurmuş başka alanlarda.... Öğretmenlik seçtik seçmeseydik iyi olacakmış. "Uleyn salak mısın" diyorum kendi kendime... Ne gerek vardı 1700 tl maaş için bu kadar zahmete girdin... Zahmet bize girdi şimdi çıkmıyorda...


Dünyanın üzerine kurulu olan direkten nasibimizi aldık, giriyor bize de o paydan. 3 senedir giriyor...

Atanamayınca herşey bok bee arkadaş. Sevdiğin kız atanmış sen birşey yapamıyorsun. Yanına gidemiyorsun, kız sonra bakıp "senden birşey olmaz" diyor o da terkediyor... Ne kadar acı yav.. Ben bu kadar sevmediydim normal şartlarda... Şimdi seviyoruz ama şartlar (!!!) izin vermiyor ama yine de çooook seviyoreee..

Atanma puanları tutmuş 89'larda 90'larda. Orada duracağını bilip hazırlansak iyi de mesleğin geleceği belli değil... Dersler seçmeli oluyor, kaldırılıyor, atananlar norm fazlası olmaktan şikayetçi oluyor...

Bıktım kısaca a ve q...

21 Ağustos 2011

Öğretmenler kutsaldır atamasanız da!!!

Atanamayan bir öğretmen olarak öğretmen haberlerine sık sık yer vereceğim.... Belki haberiniz yoktur diye burada da haber linklerini paylaşmak istedim. Hepsi okunması gereken haberler... Bazılarında ise öğretmen adaylarının hazırladıkları videolar bulunmakta. Yararlı olacağını düşünüyorum vallaha yine de siz bilirsiniz

Öğretmen Atama Sisteminde Skandal Hata
Öğretmenler büyük Ankara eylemine hazırlanıyor
Ataması yapılmayan öğretmenler eyleme geçti

19 Ağustos 2011

Devlet büyükleri de espri yapar

Evet sayın seyirciler,

Yine bir atama dönemiyle karşı karşıyayız… 

fotoğraf: sol.org.tr
Milli Eğitim Federasyonu’nun resmi internet sitesinde maç öncesi yapılan açıklamada 11 bin öğretmenin atanarak maç kadrosuna alınacağı duyuruldu.  Federasyonun 12 haziranda yapılan başkanlık seçimleri öncesinde seçim vaadi olarak söylenen 55 bin öğretmen kadrosu ise unutuldu. Milli Eğitim Federasyon Başkanı Ömer Dinçer seçim vaadi ile ilgili olarak “o eski başkan Nimet Çubukçu zamanında yapılan bir vaatti beni ilgilendirmez” açıklamasında bulundu. Antremanlara katılıp kadroya alınmayı ümit eden öğretmen adayları ise şaşkın durumda… Kimi “büyüklerimiz böyle uygun görmüş” derken, kimi aday ise “bu başkan burada oldukça çağırsalar da gitmeyeceğim ama milli forma kutsaldır” türünden açıklamalarda bulundu.

Açıklanan aday kadro içerisinde mevkilere göre alınacak adaylar konusunda ise mevcut kadrodaki açıkların göz önüne alınarak kontejyan ayrıldığı söyleniyor. Takıma alınan öğretmenlerin çocuklarını yetiştirmek üzere 1128 okul öncesi öğretmen, psikolojik destek sunmak üzere 696 rehber öğretmen, milli kadrodaki dilimizin daha özenli kullanılması ve basın açıklamalarında edebi bir dil sergilenmesi için 668 türk dili ve edebiyatı öğretmeninin, uluslar arası maçlarda tercüman hatalarının çıkmaması için 978 ingilizce öğretmeninin, matematiğin temelini öğretmek üzere 540 ilköğretim matematik öğretmeninin, oluşturulan matematik üzerine oyun planlarını daha iyi sergilemek amacıyla öğretilecek algoritma, integral, türev, havuz problemi, hangi açıyla vurunca gol olacağına dair hesaplamalar için 518 matematik öğretmeninin ve her işimizin Allaha kaldığını bildiğimiz için 425 din kültürü öğretmeninin atanarak açıklarının kapatılmasının öngörülüyor…
Daha önceki Milli Eğitim Federasyonu tarafından bilimsel bir çalışma yapmak için alınan Bilişim öğretmenlerinin sayısı ise bilimsel, bilişim ikisi de bil ile başlıyor o zaman eski bilinmeyen numaralar servis numarası kadar atama yapılalım diyerek 118 kişiye düşürüldüğünü görmekteyiz.
Kadroya alınan bazı adayların 87-88 puan alıp atanamayıp 40 puan alanın atanması ise “Takdir-i İlahi”, “Her üniversiteli iş mi bulacak”, “Sınav gerekliydi yoksa yeterli olup olmadığını anlayamazdık”, "Hayırlısı olsun” gibi gibi çeşitli açıklamalar ile geçiştirilmeye ve uyutulmaya devam ediyor….

Önemli olanın 3 puan olduğu sistemimizde ise Milli Eğitim’in içinde bulunduğu güzel durum ise gözlerden kaçmıyor….

12 Ağustos 2011

Bu ne biçim hayat lan!!!

İçimde dolu dert var lan… 

Kafam yine karışık…
Öğretmen adayıyız fakat birkaç yıldır atanamayınca insanın içine dert oluyor… Kendi kendime dedim ki boşver lan git normal memur olarak çalış sonra geçersin öğretmenliğe… Hem kendi paran olunca, çalışınca kafan daha rahat çalışırsın kpss’ye yüksek puan alıp geçersin öğretmenliğe..
Sonra baktım da meğer değişmiş kurumlar arası atama şartları… Artık kpss puanları değil çalışma süreleri baz alınır olmuş… Dedim ki lan geri kafam karışık işte diyemedim bir şey…

9 Ağustos 2011

Yeni bir başlangıç.... Yeni yel değirmenleri...

Merhaba....

Öyle bir düzende yaşıyoruz ki etrafıma baktıkça yeldeğirmenlerini görüyorum... Ya her yerde yanlışlıklar var ya da benim doğam yanlışlıklarla dolu ben yanlış anlıyorum....

Bu ilk blog deneyimim olacak. Daha önceden kendi çapımda uğraştığım yerel bir site vardı fakat genellikle alıntı haberlerden ya da objektif olarak bakmamız gerekenleri yansıtıyordum siteye. Şimdi DONKİŞOT'luk yapma zamanı geldi. Herşeye konuşup, ulaşamadığım tüm değirmenlere savaş açma zamanı... Sesimizi duyurabilirsek ne mutlu bize.. 

Duyuramazsam kapatırız blogumuzu olur gider... Ne de olsa çooook blog var ya arada kaynayacağız ya da yok olup gideceğiz...

Herşeye rağmen koskocaman MERHABA