8 Eylül 2012

Ulu Çınara VEDA


        Ramazan bayramı ya da daha doğrusu bayramlar çoğu kişi için neşeli geçer. Benim için de çoğu bayram güzel geçmiştir. Bu bayram hariç. Büyük dedem yani babamın dedesini bayramın son günü geceleyin elveda demek zorunda kaldık. Çoğu kişi dedesini tanımazken ben babamın dedesini tanıdım. İyi ki de tanımışım. Memlekete her gittiğimde evimizin önünde o ihtiyar delikanlıyı görmek benim için memleket olgusunu tamamlayan önemli bir parçaymış.
        2003 yılında 3 torunu beraber üniversiteyi kazandığında ne olacaksınız diye merakla sorduğunu hatırlıyorum. O zamanlar büyük ebemde hayattaydı. Öğretmenliği kazandığımı duyunca sevinmişti. “İçlerinden en çok sana güveniyorum” dediğini iyi hatırlıyorum. Bizim üniversiteye gittiğimiz ilk sene büyük ebem hayata gözlerini yumdu. Sanıyorum dedem için ilk büyük yıkım o olmuştu. Bazen ebem hakkında konuşurken ebeme sitemde bulunurdu “Beni bıraktı kendi gitti” diye. Her sene yaz tatiline geldiğimizde o ulu çınar gözüm senin üzerinde diyordu. Okulunu bitir, evlen sözleriyle sohbet etmeye başlardık.
        Okul bitti mezun olduk. Torunlarının çoğu okudu. Mühendis olanlara devlette iş bulamadıkları için tepki koyardı. “Onlar da iş yok sana güveniyorum” diye sık sık söylenirdi bana. 2008de mezun olup bu seneye kadar atanamamam dedeme de dert olmuştu. “En çok sana güveniyordum” demesi içimde yara oldu. “Sende de iş yokmuş peh” diyordu bazen. 95 yaşında olmasına rağmen sınav sonucu ne oldu diye sorup sürekli ilgilenirdi. Bu sene olacak mı soruları ile atanmamı dört gözle beklerdi büyük dedem. Atanmayınca demek ki iyi sonuç almadın diye bana kızardı. Büyüklere atanma olayını anlatmak biraz sıkıntılı. Puanın iyi olsa da atanmadığını anlatamıyorsun ama dedeme karşı boynum kıldan inceydi. Neyse bu sene yine sordu birkaç defa. Ramazan ayı başlayınca kadar evin önünde otururken gördüğümde, yemek götürdüğümde sınav ne zaman açıklanacak diye sordu her zaman.
Dedemin evi yolun biraz aşağısında kalırdı. Evinde hatıralardan uzak kalmamak için çocuklarının yanına yerleşmedi. Kışın soğuk aylarında birkaç aylığına evinden ayrılırdı o kadar. Evde kaldığı aylarda yoldan gelen geçenlerle sohbet etmek, zaman geçirmek için yolun kenarına çıkar otururdu. Namaz için camiye giderdi o yaşında. Yokuşu çıkar camide namazını kılar geri gelir yerine otururdu. Ramazan ayı gelip oruç tutmaya başlayınca ilk camiye gitmeyi bıraktı, sonra yolun kenarına çıkıp oturmayı. Artık evinin önüne oturuyordu. Her gün aşağı iner selamımı verir ve sınav hakkında bilgi verirdim. İnşallah bu sene atanırsın torunum dua ediyorum diyordu. Oruç ilerleyip oruç tutmaya devam etmekte ısrar edince yavaş yavaş güçten düşmeye başladı dedem. O sıcak günlerde 16 orucunu tuttu. Sonra ise toparlayamadı. Evinden çıkmamaya başladı. Bayramdan birkaç gün önce ise yataktan kalkmamaya…
Bayramda hep birlikte toplanılır, tüm sülale bayram yemeği yenir. Bu bayramda büyük dedem maalesef sofraya oturamadı. Büyük odamızda dedemize yatak hazırladık. O yokken kimse sofraya oturmak istemedi. Dedemin kendisini toparlaması için elimizden geleni yapmaya çalışsak da olmadı dedem bayram boyunca yataktan kalkamadı. Bayramın üçüncü günü yani salı gününü çarşambaya bağlayan gece dedemi sonsuzluğa uğurladık. Zor olsa da, üzülsek de acı çekmeden diğer tarafa gitmesi bizim tek tesellimiz oldu. Tam yaşını bilmesek de 95-97 yaşlarındaki dedemizden ayrılmak zorunda kaldık.
Dedemin cenazesinde bana atama konusunda dedikleri aklıma geldi. Kendi kendime dede bu sene puanım iyi sen görmesen de istediğin olacak bu sene atanacağım, öğretmen olunca mezarının başında bunu sana müjdeleyeceğim dedim ama bu sene de kontejyanlara bakınca atamam olmayacak.
Dedem kusura bakma. Bu kez güzel puan alsam da 313 kişi arasına giremedim. İstediğini yine gerçekleştiremedim be dede. Affet beni.
Mekanın cennet olsun. Umarım bir gün şeytanın bacağını kırıp öğretmen olacağım ve memlekete gittiğimde yanına uğrayıp “Dedem geç de olsa öğretmen oldum.” diyeceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınızda küfür, saldırganlık, cinsel içerikli kelimeler kullanmayınız...